Özgüven Öğrenilebilir – Peter Lauster

Rehberlik Servisi
1.351 Görüntüleme - Nisan 18, 2017
Sponsor Bağlantılar


PETER LAUSTER-ÖZGÜVEN ÖĞRENİLEBİLİR

Özgüven sahibi insanlar mıyız? Cevabınız evet olsa bile bu özgüven sahibi olduğumuzu göstermeyebilir. Psikolog Peter Lauster, Özgüven Öğrenilebilir kitabıyla birlikte bize şu soruyu kendimize sormamızı sağlıyor “gerçekten özgüven sahibi miyim”?

Bilindiği üzere özgüven insanların doğuştan sahip olmadıkları, aksine çocukluktan itibaren yavaş yavaş gelişen bir özelliktir. Hayat boyunca yaşanan düş kırıklıkları ve ruhsal yaralanmalar insanın özgüveninin oluşmasında oldukça etkilidir. Lauster, yaşanmış birçok örnekle, düşük özgüvenin ne gibi etkileri olabileceğini bu eserle ortaya koymaktadır. Anlatılan örneklerden birçoğunu yaşamış ya da yaşayan insanlara muhakkak denk gelmişizdir. Bu kitap adeta bir ayna görevi görmektedir. Okura tutulan bu ayna ile okuyucu, gelecekle ilgili artık kendi öz değer problemleri ve aşağılık duygularının farkına varmaktadır.

Bir insan hayatı boyunca ne kadar düş kırıklığına uğrarsa, o derecede kendine olan güveni azalır, korkularıysa çoğalır. Davranışçı yaklaşımın şartlanma(koşullanma) yoluyla öğrenme dediği bu öğrenme tipi, kitapta çeşitli örneklerle açıklanmakta ve sorunların sebeplerine dair çeşitli sorularla okura farkındalık kazandırılmaya çalışılmıştır. Kitabın iki bölümden oluştuğu söylenebilir. İlk bölümde insanların sıklıkla yaşadığı özgüven sorununun günlük hayattaki yansımaları ve bu yansımalar neticesinde oluşan davranışlar üzerinde durulmaktadır. Günlük hayatta yaptığımız birçok davranışın temelinde yatan asıl sebebin özgüven eksikliği olduğu ve bu eksikliğin oluşmasında büyük payın ebeveynlerin yetiştirme tarzından kaynaklandığı üzerinde durulmaktadır.

Kendi kliniğindeki çalışmalardan ve hastalarından edindiği deneyimler ve bu deneyimlerle ilgili istatistikler çıkaran Psikolog Lauster’in ortaya koyduğu sonuçlar dikkate değerdir. Bir sene boyunca ebeveynler ve öğretmenlerin yetiştirme ve eğitme tarzlarını izleyen Lauster, övgü ve yergilerin çocuklar üzerindeki etkilerini kontrol etmiştir. Yaptığı çalışmalarda ebeveynlerin ve öğretmenlerin bir kere övgü davranışı sergilerken on kere yergi de bulunduklarını tespit etmiştir. Övgü ile çocukların özgüveninin arttığı tespit edilirken yerginin de özgüvende kalıcı rahatsızlıklara neden olduğu ortaya koyulmuştur. Hatta yazarımız daha da ileri giderek, yaş kriteri olmadan diğer insanların bize verdiği tepkilerin özgüvenimizi etkilediğini ileri sürmüştür. Özgüven ve iyimserliğin, ruhun(Beynin, düşüncenin) merkezinde bulunduğunu öne süren Lauster bununla ilgili bir de şema hazırlamıştır. Söz konusu şema da sorumluluk alabilme, bağımsızlık, fedakarlık ve azim gibi özellikler bulunmakta. Şemanın merkezinde ise özgüven ve iyimserlik varır.

Özgüven ve iyimserlik olmadan diğer özellikleri kazanmamızın imkansız olduğunu öne sürer yazar. Lauster’e göre düşük özgüvenin en büyük ilacı ise sevgidir. İnsanlara sevgi gösterilmesi, bu sevginin açıkça ifade edilmesi özgüvenin onarılmasında adeta pansuman görevi görmektedir. Sevgiden çok yergiyle büyütülen çocukların zeka seviyelerinin de düşük olduğunu ileri süren yazarımız bu düşüncesine kanıt olarak Amerikalı Psikolog Robert Rosenthal’in yaptığı ve Rosenthal etkisi olarak bilinen deneyi göstermektedir. Söz konusu deneyde 400 öğrenciye yapılan bir zeka testinin sonucuna bakılmadan öğrencilerin bir kısmı rastgele seçilir ve o öğrenciler bir sınıfa yerleştirilir. O sınıfın dersine giren öğretmenlere bu sınıfın “üstün zekalılardan” oluştuğu söylenir. O sınıfın dersine giren öğretmenler öğrencilerin hatalarını görmezden gelirken yaptığı doğrularıysa sıklıkla över. Bir süre sonra ikinci defa yapılan zeka testinde bu öğrencilerin aldıkları puanlarda anlamlı bir artış olduğunu tespit edilmiştir. Rosenthal effect olarak bilinen bu deney, ödül/övgünün etkililiğini ortaya koyarken aynı zamanda yergininde etkililiğini belirtmektedir.

Kitabın ikinci kısmında ise ilk kısımda belirtilen özgüven eksikliklerinin sebeplerinin ortaya konması ve tedavisine yöneliktir. Davranışçı yaklaşımdaki sistematik duyarsızlaştırma, maruz bırakma gibi teknikler çeşitli örneklerle okura anlatılıyor. Yazar, Klasik koşullanma ve Adleryan terapiden sıklıkla yararlanmakta. Günlük hayatta insanların kendilerinin de uygulayabileceği tekniklerden bahseden yazar, psikologa gitme konusunda okuyucuyu sıklıkla uyarıyor. Hatta kitabın bu bölümünde, Psikiyatrist, Psikolog, Psikoterapist, Pedagog gibi mesleklerin farklarından bahseder. Yazar, hangi rahatsızlıklarda hangi mesleğin etkin olduğu belirtilir.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümü öğrencileri, mezunları ve ruh sağlığı çalışanlarının bu kitabı okuması, onların mesleki yaşamlarına olumlu katkılarda bulunacağına inanıyorum. Kitabın en güzel tarafı günlük hayatta yaşanan sorunları çok çeşitli örneklerle açıklamasıdır. Kitaptan birkaç alıntıyla değerlendirmemi bitiriyorum.

-Çünkü özgüveni olmayan kişi hep zafer kazanmak ister, insanların üstünde hakimiyet sağlamak ister, kendi özgüvenini üstünlük kazanarak ispatlamak ister. Fakat bu “sağlıklı” ve “doğru” özgüven değildir.

-Başkalarıyla iletişime imkan vermeyen gökdelenlerde oturmak, işe her gün özel arabayla gitmek, soyutlanma ve yalnızlaşmayı teşvik etmektedir. Felsefeci ve tarihçi Arnold J. Toynbee bu belirtileri “üçüncü endüstri devrimi”(yalnızlaşma, yabancılaşma, stres, nevrozlar) diye adlandırmıştır.

-Muayenede yapmış olduğum deneyler gösterdi ki insanların %90’ı, alışılmış yetiştirme metoduna bağlı olarak çok sık hayal kırıklığına uğradıkları ve gelişimlerinde engellendikleri için, mecburen düşük özgüvene sahipler.

KİTAPLA KALIN…

 


Cebrail URTEKİN
Psikolojik Danışman
cebrail.urtekin@windowslive.com

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sponsor Bağlantılar