İnsan Doğası Üzerine – Kitap İnceleme

Rehberlik Servisi
968 Görüntüleme - Şubat 8, 2017
Sponsor Bağlantılar

İnsan Doğası Üzerine – Arthur Schopenhauer

Alman Filozof, yazar ve eğitmen olan Arthur Schopenhauer insan doğası üzerine felsefi boyutta görüşler sunarak eserler yayınlamıştır. Ahlak ve irade üzerine yayınladığı eselerden biride “İnsan Doğası Üzerine” isimli kitabıdır.

Kitap, 6 bölümde insanı anlamaya dönük çeşitli ipuçları sunmaktadır. İnsan doğasını tartışmaya açtığı ilk bölümde, fiziki dünya büyüklüğü ile iç dünyamız arasındaki ilişki, ahlak kavramıyla örtüştürülüyor.

“Aklın ve karakterin yanlışın izinde olması demek insan inancının yoldan çıkarak şeytanın kişiliğinde nesnelleşmesi demektir” diyerek “Ahlakın bütün zamanların en gerçek ve en sağlam doğrusuna ulaşmanın tek yolu” olduğunu belirtmektedir.  “Suça meyilli, dünyaya gelişi bir ceza, yaşamı bir iş ve ölümü ironik olan insanoğlu kendisiyle gurur duyabilirmi” sorusu sorarken, insanı anlamada onun yaşamında çektiği zorluklar, ihtiyaçlarının ne olduğu, korkuları ve endişelerini anlamaya çalışmanın onu tanımak ve duygularını paylaşmak adına önemli olduğunun altını çizmektedir. Ahlakın erdem değerlerle örtüşebilmesi için kötülüklere tümden karşı duruş içinde olunması gerekliliği ve ancak bu sayede kaldırılabileceğini açıklıyor. Kötülüklerin nedeni farklı kültürler göre çeşitli şekilde özetlenmiş olsada; genel olarak “tembellik, şehvet, hırs öfke, kıskançlık” gibi nedenler kabul ediliyor. Erdemi geliştiren  özelikler de hak, adalet, iyilik, nezaket, alçakgönüllülük, namus cömertlik, cesaret…vb olarak  sıralanıyor.

Erdemler, insan iradesinin tanımlayıcı özelliği olmak zorundadır, fakat bilgelik öyle değildir. Bilge olmak insan zekasıyla ilişkilidir” derken zeka ile ahlak ilişkisini, eski dönemlerde ahlak düşüklüğü zeka düşüklüğüyle aynı değerlendirildiği açıklamış; fakat kendisi, bu konuya yönelik farklı düşünceler öngörmüştür. Erdemin içinde cesaret konusunu da işlerken cesaretin bir karakter özelliği olduğu vurgusunu yapmıştır.

Yine alçakgönüllülük ve savurganlığın bireysel zararları ve paranın  kendi başına değersizliğini anlatılırken diğer bir kötülük nedeni açgözlülük üzerinde durmuştur.

Bireysel farklılıklar “Her insan diğer insanlardan kesin olarak farklıdır ve bu fark ölçülemeyecek kadar büyüktür” şeklinde özetlenmiştir.

İnsanları gerçek anlamda tanımanın güçlüğü  “Pek çok insan diğer bir insanı gerçek özellikleriyle tanıyabilse dehşete kapılırdı” cümlesiyle desteklenmiştir.

Yine insanın kötü karakterine yönelik hayvanların iyi özellikleriyle karşılaştırma yapmış “son derece masum ve kendilerine güvenilebilecek köpeklerin varlığı olmasaydı, insan çevresini saran ve sonsuz derecede riyakarlık gösteren insanlar, sahtekarlar kötülükler karşısında rahatlama olanağı bulabilir miydi?”düşüncesiyle hayvanların içgüdüsel olarak pek çok şeyi yaptığı buna karşılık insan doğasını vahşi ve korkunç bir hayvan olarak görmektedir. Zaman zaman insanın gerçek yüzüyle, yani doğasıyla karşılaştığımızda dehşete düşüldüğü  eski ve yeni yüzlerce kayıtın insanın zalimliğinden ve insafsız oluşundan en az bir kaplan yada sırtlanla eşit ve hatta daha zalim olabildiğini de belirtmiştir.

“İnsan sadece zarar vermek mantığıyla girişimde bulunabilen tek hayvandır” Diğer bütün hayvanlar zarar verme davranışında bir amaç ve bir güdü içinde yaparken insan bunu nedensiz yapar.

“ Hiçbir hayvan bir diğer hayvana sadece işkence etmek amacıyla girişimde bulunmaz ama insan bunu yapmaktadır

“Zevk için hayvanları avlayan canlı sadece insandır”.

Tüm bu düşüncelerle insanı, başkalarına acı vermek duygusu ve  acımadan öldürme davranışı olan vahşi bir hayvan olarak göstermektedir. Diğer taraftan başkalarının başına gelen kötülüklerden duyulan şeytani zevk ve zalimlik anlatılırken Uluslar arası kölelik ticareti ve raporlar insanın vahşi yönüne bir diğer  örnek olarak vermiştir. Sahip olunan statülerin aslında bir maske olduğu, gerçekte insanın içinde neleri gizlediği; yine insanın içinde doyurulamayacak kadar büyük bir bencillik bulundurduğunu anlatmıştır.

İnsanların suç sicili tarih sayfalarının en karanlık bölümlerini oluşturur”

Kıskançlık duygusunun olduğu yerde kin ve nefretin de büyüdüğünü yine insan doğası üzerinde anlatıyor. Bunların hep ahlak ilkelerini bozduğu, kendi varlığının bilinciyle hareket ederek amprik düşüncelere sahip olması gerektiğini savunmaktadır. Dünya üzerindeki milyarlardan sadece birisi olarak, insanın kendi varlığının derinine inerek yaşamayı amaçladığında iyiye dönüş olacağını savunuyor.

Diğer Bölüm de “Hükümet” başlığı altında öncelikle hak kavramı derinlemesine işlenmiş, “insanlar farklı yeteneklere ve güçlere sahip olsalar da aynı haklara sahip olarak eşittirler” vurgusunu yapmıştır.  Ayrıca gücün önemini anlatırken, farklı Düşünür/lerin güç ile hak arasındaki bağlamlarını da aktarmıştır.

“Her insan gücü oranında hak sahibidir ve her insanın hakkı onun gücüyle orantılı olarak belirlenir”

“Eğer adalet dünyaya hakim olsaydı her insan sadece barınabileceği bir ev yapmakla yetidirdi” derken devlet kavramı; insan doğasının devletlerin yapısını etkilediği, uluslar arası ilişkilerde güçlü olanın zayıf olanı nasıl ezdiği ve yuttuğundan sözetmiştir.  Yine bu bölümde modern kölelikten bahsederken bir çok insanın çok az bir azınlığın lüksünü karşılamak için çalıştıklarını, oysaki bunun önce kendileri sonrada toplum yararına döndürülmesi gerekliliğini belirtmiştir.

“ Binlerce insan kendileri için mutlu kulübeler yapmak yerine, mutlu azınlık için büyük saraylar inşa ederler”

Kısaca; insan ırkının var olan gücünün çoğu, tamamıyla gereksiz mallara sahip olabilmek yolunda, gerçekten gerekli olanların üretiminden alıkonulmuş olur.

“Nüfus yoğunluğu sadece çiftçilerden oluşan ulus çok az buluş gerçekleştirecektir” diyerek emek ve gücün bilim ve insan hayatının iyileşmesine yönelik kullanımından bahseder.

Bu bölümde dikkat çekici olarak ayrıca monarşi ve cumhuriyet yönetim biçimleri karşılaştırılmış,  aslında halk egemenliğinin küçük bir egemenlik olduğu ortaya atarak monarşi sistemi övmüştür.   Shakespeare oyunundan  kesitler de kullanılarak cumhuriyet yönetiminin  doğal olmayıp,  suni olduğu ve sadece düşüncenin ürünü olduğunu belirtmiştir. Dünyada kurulmuş hükümetler kendilerine ait sorumlulukları yerine getirmiş olsalardı dünya bir cennet halinde olurdu düşüncesiyle hükümet bölümü tamamlanmıştır.

“Bir kişinini karakteri ana bababın kalıtıdır”

Diğer bölüm olan “İstem ve Boyun Eğme” kısmında, kişisel özgürlüğün gerçekte var olmadığı belirtilirken insan zekası üzerine irade kısmının, eğitimle değiştirilemeyeceği, ahlaki niteliklerin genetik yapıda etkisi, insan zekasının belirli bir ego ve belirli bir karakterin bileşkesi olduğunu anlatmıştır. Yine çeşitli davranışlara bakılarak karaktere yönelik ipuçlarının sezilebileceğinin örneklerini vermiştir.

“Herhangi bir kazanım söz konusu olmadığında bile insan adaletten uzaklaşırsa hangi duyguyla doğruluğun yanında olabilir ki” sorgusunu yapmıştır. Yani insanın davranışı hem karakterini hem de iradi yatkınlığını yansıtmaktadır.

İnsan doğası üzerine “Karakter” bölümünde yaşam sürecinde insanın en önemli rolünün kendini aramak olduğu, varlığımızın başkalarının varlığıyla ilişkili olarak yaratıldığına, kötü eylemlerde bulunma isteğinde ve kıskançlık durumlarında kendini frenlemenin önemi, insanların kendileri olduğu kadar başkalarının da yararına eylemlerde bulunmaları gerekliliğini aktarmıştır. Zihinsel farklılıklarının nedeninin beyinden ve sinir siteminden kaynaklandığını, iradi gücün zihinsel farklılıklarla birlikte ahlaki değerler nedeniyle farklılaştığı öne sürmektedir.

“Ahlaki İçgüdü” kısmında, içgüdüyle yapılan eylemlerin anlaşılmasında eylemlerin nedenini incelenmesi gerektiği belirtir.  Platon’un içgüdü tanımından yola çıkarak ahlaki eyleme değinmiştir.

“Ahlak yasası bir toplumun bilinç düzeyinin yönünü oluşturur ve tamamen içgüdülerimizden kaynaklanmaktadır” Hayvanların bilinçten yolsun oldukları, insanların bilinç düzeyiyle ahlak kurallarını iyileştirmesi ve  duygularını kontrol etmesini açıklar. Kant’ın ahlak ve erdem düşüncelerine de atıfta bulunularak ahlaki içgüdünün mantık dahilinde geliştirilebileceğini savunur.

Son bölümde ise Schopenhauer; kısa paragraflarla ahlak- erdem- onur-masumiyet-mütevazilik- dostluk- hoşgörü ve iyi huylu olmanın ruh durumuna etkisi ve  ahlak yasasının kurallarıyla uyumunu aktarmıştır. Modern dönemlerde insanın yapısının çeşitli şeklide bozulduğunu açıklarken, İnsanın iradi gücünü kullanımını önemsemesini ahlak gelişiminde öncelik kabul etmektedir.

Toplumlar despotizm ve anarşi gibi iki kutup arasında gidip gelen ve sürekli sallanan sarkaç gibidir”

Özet olarak kitapta “ahlak yasasının işlevi iyiliği sevgiyi ve benzeri şeyleri öğreterek iradenin doğru kullanılmasını desteklemelidir”

 


Nermin ELMAS

Rehber Öğretmen
nerminelmas26@hotmail.com

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sponsor Bağlantılar