İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali

Rehberlik Servisi
1.261 Görüntüleme - Ocak 17, 2017
Sponsor Bağlantılar
Örnek Resim

 

“İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması.. İçimizdeki şeytan yok… içimizdeki aciz var… Tembellik var…. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…”

Sabahattin Ali’nin “İçimizdeki Şeytan” adlı kitabın arka kapağını oluşturan ve içerik hakkında bize oldukça fikir veren bu paragraf bizleri daha kitaba dalmadan kendimizi sorgulamaya itmektedir.

1907 Gümülcine  doğumlu Sabahattin Ali çağdaş Türk edebiyatının öncü öykücülerindendir. Kendisi de bir öğretmen  olan Sabahattin Ali’nin ilk yazıları 1925 yılından itibaren dergilerde yayınlandı. 1935’te ilk öykü kitabı Değirmen’i yazmış ve bunu Kağnı(1936), Ses(1937), Yeni Dünya(1943) ve Sırça Köşk(1947) kitapları takip etmiştir. 1937’de ilk romanı Kuyucaklı Yusuf’u yazmış ve roman yazımında da öyküde olduğu kadar başarılı olduğunu kanıtlamıştır. 1940’da yazdığı İçimizdeki Şeytan’da bu başarısını pekiştirmiştir. Fakat son romanı Kürk Mantolu Madonna’nın gönüllerde yeri ayrıdır. Romanlarında oldukça romantik tipler yaratan Sabahattin Ali’nin kitapları hala Türkiye’de çok satanlar listesinde başı çekmektedir ve farklı dillere de çevrilmiştir. Oldukça erken diyebileceğimiz bir yaşta-41 yaşında- vefat etmiştir.

Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan’da aydın olarak adlandırılan kesimin birbirleri üzerinde baskısına ve içsel çalkantılarına oldukça geniş yer vermiştir. Kendi karanlığının farkında olan insan başkalarının karanlığından korkmaz dense de romanımızın başkahramanı Ömer’de vaziyet bu şekilde değildir. Kitabın genelinden yetişkin bağlanma stillerinden korkulu bağlanma stiline sahip olduğu anlaşılan Ömer kendi karanlığında boğulmakta, diğer insanlara da herkesin bu şekilde olduğu inancıyla güvenmemektedir. Aydın kesimin(!) içinde yaşananlardan dolayı onlarla beraber yapamayan; fakat onlardan da ayrı kalamayan bir karakterdir Ömer. Kitap diğer kahramanız olan Macide ile Ömer’in ilk karşılaşmasından başlayıp birbirlerini terk etmelerine kadar devam eden 2-3 aylık bir süreci anlatır.

Kitapta beni oldukça oldukça etkileyen, sizlerin de içinize dokunacağına inandığım birkaç satırı paylaşmak isterim.

  • Bana öyle geliyor ki hakikaten yapabileceğimiz bir tek iş var o da ölmek.
  • Günün birinde ya çıldıracağız, ya dünyaya hakim olacağız. Şimdilik bir rakı parası bulmaya çalışalım ve parlak istikbalimizin şerefine birkaç kadeh içelim.
  • Demek hayat böyle iki adım ilerisi görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanmadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?
  • İçinde şeytan dediğin o şeyin en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun?
  • Küçük bir şey onu muazzam heyecanlara götürebilir. Küçük bir yaprağın arkasında bir dünya gördüğünü zanneder de koca dünyayı görmeden yaşar.
  • Burada, bu mahzende nasıl olur da koskoca bir ömür hapsedilir? Daha iyi, daha aydınlık bir yere varılacağına inanılmadan nasıl olur da bu yol yürünür?
  • Dünyada şimdi onunla yan yana bulunmamamız kadar mantıksız ve lüzumsuz ne vardır acaba?
  • Bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret falan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Bu sadece yalnızlık ihtiyacı…
  • Bizler her gördüğümüz fenalığı ve rezaletin bir parçasını ruhumuzda ebediyen taşımaya mahkum insanlar…
  • Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş.
  • Tam yaşamaya başladığım anda beni öldü saysınlar.
  • Hayatta hiçbir şey uğruna ölmek için istenmez, her şey yaşamamız için olmalıdır. Hatta biraz ileri gideyim kendi yaşamamız için…
  • İnsan yüzü göresim yok; geniş,uçsuz bucaksız şeye…Ve sana bakmak istiyorum.

Yüreğinize dokunabilmesi dileğiyle

 

 

Fadime Şimşek
Psikolojik Danışman
fdmesmsek45@gmail.com

Sponsor Bağlantılar

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sponsor Bağlantılar