Otizm

Rehberlik Servisi
634 Görüntüleme - Ekim 17, 2018
Sponsor Bağlantılar
Örnek Resim


OTİZM

Minicik bir bebekken oldukça uysal ve neşeliydi. 6 aylıkken normal bebeklerin yaptığı gibi dik oturabiliyor ve emekleyebiliyordu.10 aylıkken yürümeye, 13 aylıkken saymaya başladı. Günün birinde 18.  Ayının içindeyken onu mutfakta tek başına otururken bulduk. Elektrik süpürgesinin tekerleklerini saplantılı bir şekilde durmaksızın çeviriyor, kendisine seslenildiğinde herhangi bir tepki vermiyordu. O günden sonra sanki dünyayla arasına bir perde çekilmiş gibiydi. Konuşmayı ve bizlerle her türlü iletişimi tümüyle kesti, evin içinde bir şeytan gibi koşturarak elektrik düğmelerini sürekli açıp kapamak dışında da uzunca bir süre pek bir şey yapmadı. Durdurulduğunda kıyameti koparıyor, önüne gelen eşya, insan ayırt etmeksizin tekmelemeye başlıyordu. Herhangi bir şey giymek, onun için işkenceydi. Kumaşın ona hafifçe dokunmasıyla birlikte çığlıklar atmaya başlardı.

Düzen saplantısı her zaman vardı. Küçücükken her şeyi sıraya dizer, sandalyeleri düzeltir, diş fırçasını banyodaki rafın hep aynı noktasına bırakır ve bir şey yerinden oynatıldığında deliye dönerdi. Çok ani sinirlenebilir ve bu sırada eline geçen herhangi bir nesneyi fırlatıp camları kırabilirdi. Gürültü ve kargaşa ona fazla geldiğinde, kendi elini kolunu ısırır, kanatana kadar tırnaklarını yerdi.

Yaşam boyu sosyal iletişim ve ilişki alanında problemlere yol açan hastalıklar vardır.
Yaygın gelişimsel bozukluklar olarak adlandırılan bu hastalıklar:

*Otizm

*Asperger bozukluğu

*Rett bozukluğu

*Dezintegratif bozukluk

*Başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk

Bunlar arasında en sık görüleni otizmdir.

Tanım:

Otizm yaşamın ilk 3 yılında ortaya çıkan ve kişinin sosyal, entelektüel ve dil açısından toplumla ilişkisini hemen hemen yok eden bir durumdur.

Tarihçesi:

1944’de Amerikalı çocuk psikiyatristi Leo Kanner tarafından tanımlanmıştır. Otizm, önceleri çocukluk şizofrenisi veya çocukluk psikozu olarak değerlendiriliyordu. Kanner’in kullandığı otizm deyimi, bu çocukların başka insanlara ilişki kurmaktansa, kendi yarattıkları dünyada yaşama eğilimlerine işaret ediyordu. Hemen hemen aynı yıllarda Avusturyalı bir başka çocuk hekimi Hans Asperger ise benzer nitelikteki sorunları fark etmiş. Bu yıllardan sonra otizm konusu binlerce araştırmaya konu olmuş, bilim adamları bu konuya ilişkin çok sayıda soruya yanıt aramış, tedavi teknikleri geliştirmiştir.

Zamanla bu çocuklarda seyrek olmayarak görülen bazı üstün yetenekler fark edilmiştir. Fransızca bir terim olan ‘idiot savant’ bu tip yetenekli çocuklar için kullanılır. 1966 yılına kadar otizmin daha çok varlıklı ailelerde ve soğuk ebeveyne, özellikle ‘buzdolabı anne’ olarak tanımlanan anneye bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülmüş, buna uygun terapiler yapılmış. İlk kez bir tıp doktoru olmayan ve otistik bir çocuğu olan Bernard Rimland otizmin beyinden kaynaklanan biyolojik bir temel olacağını varsaymış ve bu tarihten sonra araştırmalar hızla bu yönde ilerlemiştir.

Etyoloji

Nöroanatomik ve nörolojik anomaliler: Temporal lob hasarı, serebellumda purkinje liflerinde azalmalar, genişlemiş ventrikül, kortikal atrofi gibi.

Biyokimyasal etkenler: Dopaminerjik hiperaktivitenin yanısıra otistik çocukların 1/3’nde kan serotoninin düzeyleri yüksek bulunmuştur. Otistiklerin tedavisinde en etkili ilaçlar dopamin reseptörlerini bloke eden antipsikotiklerdir.

Otizme nedensel yaklaşımda kimi bilim adamı beyin gelişimindeki ilk aşamalarda olabilecek aksaklıkları, kimiyse otizm tanısı konmuş kişilerdeki beyinsel arızaları saptamaya yöneliyor.

Anatomik incelemelerse özellikle’ limbik’ sistem adı verilen ve çok genel olarak duygular, öfke, hafıza, duyusal girdiler ve öğrenmeyle ilgili olduğu belirlenmiş sistemin bazı bileşenlerine dikkat çekiyor. Davranışın toplumsal ve duygusal yönlerin ayarlanmasına yardımcı olduğu bilinen ‘amygdala’ nın, ya da yakın hafıza ve yeni bilgilerin depolanmasından sorumlu ‘hippocampus’ un hasarlı olduğu vakalar bildirilmiş durumda. Bir çalışmada ise amygdala’ sı hasarlı maymunların otizm tanılı çocuklarda olduğu gibi içlerine kapandıkları ve sosyal iletişimi red ettikleri görülmüş.

Serotonin adı verilen ve uykunun düzenlenmesi yanı sıra bazı davranışsal düzenlemelerde de etkili olan sinirsel ileticinin otizmde yüksek düzeylerde bulunduğu da belirtilmektedir.

Manyetik rezonans görüntüleme tekniklerinin devreye girdiği bazı çalışmalarsa bu kişilerde analitik işlevler ve konuşmadan sorumlu beyin ön lobunda, ayrıca temporal lobları ve oxipital lobların dilsel işlevlerle ilgili bölgelerinde düşük enerji düzeyleri ortaya çıkarmıştır.

Araştırmacıların, otizmle ilgili olarak üzerinde oldukça fazla durdukları bir bölgede cerebellum’dur (beyincik). 1980’li yılların çalışmaları, beyinciğe özgü purkinje hücrelerinin otizm vakalarında %30-%40 kadar az olduğuna dikkat çekiyor. Otistik kişilerin hareketlerinde görülen tutukluğunda beyincikteki sorunlardan kaynaklanabileceği düşünülüyor.

Genetik etkenler: Aile ve ikiz çalışmaları otizmin geçişinde ailesel faktörlerin önemini vurgulamaktadır. Otistik çocukların ailelerinde diğer psikiyatrik bozuklukların görülme sıklığının normal toplum örneklemine göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu birçok araştırmada yinelenen bir bulgudur. Yakın akrabalarda duygulanım bozukluğu, ailede dil kullanımında yetersizlikler ve anoreksia nervoza en sık bildirilen psikiyatrik durumlardır. Bir çalışmada, tek yumurta ikizlerinden birinin otistik olması durumunda, diğerinde de % 60 olasılıkla otizmin, %92 olasılıkla da bu soruna bağlı sendromların ortaya çıkabileceğine işaret ediyor. Çift yumurta ikizlerinde ise bu oran %10 civarındadır.

Otizmin tek yumurta ikizlerinden birinde görüldüğü halde diğerinde görülmeme olasılığının varlığı, çevresel etkenlerinde işin içine girebileceğinin göstergesi olabilir.

İmmünolojik etkenler: kesin ve açık olmamakla birlikte bazı bulgular embrio ya da fötal dönemde anne ile bebeğin immünolojik uyuşmazlığını düşündürmektedir.

Perinatal etkenler: Bu olgularda yüksek oranlarda perinatal komplikasyonlar olup yenidoğan döneminde de otistik çocukların daha çok hastalık ve travmalara maruz kaldıkları belirtilmektedir.

Ailesel etkenler: Otistik çocukların anne babalarının çoğunlukla obsesif özelliklere sahip, kültürlü ve sosyoekonomik düzeyi yüksek, çocuklarıyla yeterince duygusal ilişki kuramayan, donuk bir ruhsal yapıya sahip kişiler oldukları kanısı uyanmış olmakla birlikte, pek çok araştırma çocuğun yaşam deneyimlerinin bu bozukluk için açıklayıcı olmadığını göstermiştir.

Bu çocukların anne babalarında evlilik ilişkisinin kötü olduğu, yüksek derecede stres bulunduğu, annelerin depresyonda olduğu görülmüştür. Aile bireylerinde diğer psikiyatrik bozukluklarının daha sık görülmesinin yanı sıra bazı anne babaların kalabalığı sevmeyen, topluluklara katılma ve sosyal ilişki kurmada güçlükleri olan kişiler oldukları belirtilmiştir

Metalotioneine’ nin(MT) vücutta gerçekleşen birçok süreçte önemli işlevler üstlenen bir protein grubu olduğunu ve sistemdeki bir aksaklığın, otizmde görülen birçok belirtiye neden olabileceğini; örneğin beyin sinir hücrelerinin gelişimini etkileyebileceğini ileri sürdüler. Aksaklığın kendisiyse genetik kaynaklı bir MT eksikliği, ya da MT proteinlerinin eksikliğini yok eden biyokimyasal bir anormallik olabilir.

Otizmin Klinik Özellikleri

Bu hastalık başlangıç yaşı olarak prenatal dönemde başlayan ve çocukta görülen bozuklukların en ciddisi olarak değerlendirilir. Fakat tanının konulabilmesi için çocuğun 30-36 aylık olması gerekir. Literatürde daha erken tanı konulamama nedeni olarak; 1.basamak sağlık hizmeti verenlerin bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadıkları bildirilmektedir. Pek çok anne-baba 36.aydan önce çocuklarında anormallikler ve gecikmeler tanımlayabilmektedirler. Araştırmalarda videoya çekilen bebekler izlendiğinde yeni doğan, 6.ay ve 1 yaş otistik bebeklerin davranışlarında tanı koymaya yardımcı belirgin özellikler olduğu belirlenmiştir.

Otizm Olmayan ve Otizm Olan Bebeklerin Davranışlarındaki Farklılıklar

Otizm Olan Bebekler                                                                      Normal Bebekler

İletişim:Göz iletişiminden kaçınırlar                                                           Annenin yüzüne bakarlar

Sağır gibidirler                                                                     Kolaylıkla sesle uyarılırlar

Dil gelişimleri başlar, sonra aniden konuşmaları durur      Sözcükler ve gramer kulla-

nımları gelişir

Sosyal Etkileşimleri:

Diğerlerinin farkında değilmiş gibi görünürler                   Annesi odadan ayrılınca Proveke etmeden fiziksel olarak diğerlerine                                   ağlar ve anksiyete yaşarlar

saldırırlar                                                                              Acıktıklarında gergin

Bir kabuğun içindeymiş gibidirler                                       olurlar

Tanıdık yüzlerin farkına

Varırlar ve gülümser

Çevrenin Keşfi:

Tek bir parçaya ya da aktiviteye fikse olur.                         Bir aktiviteden ya da obje-

Sallanma ya da kafa sallama hareketleri                              den diğerine yönelir.

Burun kıvırmak ya da yalama oyunları                                Bedenini amaca uygun ola-

Yanık ya da yaraya duyarlı değildir.                                    rak kullanır. Uzanma ya da

Kendini sakatlama vardır. Göz oyma gibi                            objeyi yakalama gibi

Keşfetme ve diğer oyun-

larla oynama

memnuniyeti arar ve acıdan

kaçar.

Otistik Bozukluk DSM-IV Tanı Ölçütleri

A-En az ikisi (1)’nci maddeden ve birer tanesi (2) ve (3)’ncü maddelerden olmak üzere (1),(2),(3) maddelerden toplam 6(ya da daha fazla) maddenin bulunması;

(1)Aşağıdakilerden en az ikisinin varlığı ile kendini gösteren toplumsal etkileşimin nitel bozulması:

(a)Toplumsal etkileşim sağlamak için yapılan el-kol hareketleri, alınan vücut konumu, takınılan yüz ifadesi, göz göze gelme gibi birçok sözel olmayan davranışta belirgin bir bozulmanın olması

(b)Yaşıtlarıyla gelişimsel düzeyine uygun ilişkiler geliştirememe

(c) Diğer insanlarla eğlenme, ilgilerini ya da başarılarını kendiliğinden paylaşma arayışı içinde olmama

(d) Toplumsal ya da duygusal karşılıklar vermeme

(2) Aşağıdakilerin en az birinin varlığıyla kendini gösteren iletişimde nitel bozulma:

(a) Konuşulan dilin gelişiminde gecikme olması ya da hiç gelişmemiş olması

(b) Konuşması yeterli olan kişilerde, başkalarıyla söyleşiyi başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğun olması

(c ) Basmakalıp ya da yineleyici yada özel bir dil kullanma

(d) Gelişim düzeyine uygun çeşitli, imgesel ya da toplumsal taklitlere dayalı oyunlar kendiliğinden oynamama

(3) Aşağıdakilerden en az birinin varlığıyla kendini gösteren davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici örüntülerin olması:

  • İlgilenme düzeyi ya da üzerinde odaklanma açısından olağandışı, bir ya da birden fazla basmakalıp ve sınırlı ilgi örüntüsü çerçevesinde kapanıp kalma
  • Özgül, işlevsel olmayan, alışageldiği üzere yapılan gündelik işlere törensel davranış biçimlerine hiç esneklik göstermeksizin sıkı sıkıya uyma
  • Basmakalıp ve yineleyici motor davranışlar (parmak şıklatma, el çırpma)
  • Eşyaların parçalarıyla sürekli uğraşıp durma

B- Aşağıdaki alanlardan en az birinde, üç yaşından önce gecikmelerin ya da olağan dışı bir işlevselliğin olması:

  • Toplumsal etkileşim
  • Toplumsal iletişimde kullanılan dil ya da
  • Sembolik ya da imgesel oyun

C- Bu bozukluk Rett bozukluğu ya da çocukluk dezintegratif bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz.

Görülme Sıklığı

Önceleri 2500’de 1 olarak bildirilen değer bugün 1000’de 1 civarındadır. Hatta kimilerine göre en geniş tanımı kullanıldığında bu oran 500 de 1 dir. Zaman içinde sıklıkla izlenen bu artış için farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre çevre kirliliği, radyasyon, beslenme alışkanlıklarının değişmesi gibi nedenlerle hastalığın giderek arttığı savunulmaktadır. Diğer bir görüşe göre hastalık artık daha iyi tanınmakta ve hafif formlarınında bu sayıya eklendiği için sıklık oranı artmış gözükmektedir.

Epidemiyolojik çalışmalarda otistik bozukluğun erkeklerde 2-3 kat fazla görüldüğü saptanırken, geniş olgu serilerinde erkek-kız oranının 4-5/1 olduğu görülmüştür. Ülkemizde yapılan klinik çalışmalarda da erkek-kız oranı yaklaşık 5/1 olarak bildirilmiştir.

Yapılan Araştırmalar

Araştırmacı Prizant’ın 1983’teki değerlendirmelerinde, yaklaşık olarak otistik çocukların %50’sinin sözel ifade kullanmadığını saptamıştır. Bir başka araştırmada, 5 yaşından önce eğitime başlayan otistik çocukların %85-%90’nında sözel ifadenin bir iletişim aracı olarak tekrar kazanıldığı gösterilmiştir.

Aynı araştırmacılar, 1992’de, aynı çalışmayı sözel ifadeleri geç kazanmış otistik çocuklarda uygular. Bu yeni yaklaşımda, otistik çocuklar sözel ifade becerileri gerektiren doğal ortamda karşılaştırmalı şekilde motive edilerek yapısal ve şekilsel bir yöntemle tedavi edilirler. Bu çalışmalardan çıkan sonuç; sözel ifade yetenekleri geç gelişmiş olan veya ağır otistik tanı konan küçük çocuklarda motivasyonel girişimler ve uygulamaların dil gelişiminde etkili olduğu şeklindedir.

1984 yılında yapılan bir araştırmada sözel otistik çocukların dil kullanımının nicelik ve nitelik bakımından sınırlı olduğu, dil kullanımlarının ancak cisim talep etme, hareket arzusu, ve protesto gibi anlarda gerçekleşeceği saptanmıştır.

Tedavi:

Tedavide ilke çocuğa yaklaşmaya onunla ilişki kurmaya çalışmaktır. Çocuğu kabuğundan çıkarıp, çevreyle ilgilenmesini sağlamaktır. Bu da kolay olmayan bir iştir.

Tedavi iki basamaklıdır;1- Çocuğu otizmden çıkartmak, 2- Var olan yeteneklerini kullanmasını ve çevreye uyumunu sağlamak. Otizmden çıkmamış bir çocuğun eğitilmesi ve öğrenebilmesi olanak dışıdır.

Yayınlarda çocuğu otizmden çıkartmak için çeşitli yöntemlerden söz edilmektedir. Müzik, dans, kucaklama, eğitim gibi.

Otistik çocukların 3 önemli özelliklerini kullanarak uygulanan ve çok iyi sonuç alınan yöntemler vardfır;

Birinci özellik: Bu çocuklar kendilerine dokunulmasından hoşlanmaz, kucaklanmaktan kaçınırlar. Oysaki dokunma her canlı için bir haz kaynağıdır. Dokunma duygusu doğumdan önce embriyoda en erken gelişen ve yaşam için en önemli olan bir duygudur.

İkinci özellik: Müzik ile çok ilgilidirler. En huysuz oldukları sırada müzik dinletilirse yatışırlar.

Üçüncü özellik. Sallanmaktan çok hoşlanırlar. Kendi kendine sallanma, dönme, döndürme hareketine çok sık rastlanır. Bunları yaparken huzur içindedirler. Çocuğu otizmden çıkaracak bu üç özellik şöyle kullanılmaktadır.

Çocuklar çok hoşlandıkları ve kolay kabullendikleri müzik ve sallanma uyaranları aldıkları sırada, hoşlanmadığı dokunma uyaranı almaya karşı direnç göstermemektedirler. Kucaklanıp vücutlarının çıplak bir bölgesi okşanırsa kaçınmazlar ve giderek haz almaya başlarlar. Daha sonra bu dokunma duygusuna gereksinme duyar ve kendisine dokunanı aramaya, davranışları ile bu hazzı istediklerini belirtmeye çalışırlar. Böylece otistik duvar delinmiş, insan ilişkileri başlamış olur. Her çocuğun otizmden çıkması için geçen süre aynı değildir. Bazıları hiç çıkmazlar.

Tedavinin ikinci basamağında otizmden çıkmış olan çocuğun kronolojik yaşına değil gelişimsel yaşına ve bilişsel işlevlerinin düzeyine göre bir eğitim ve öğretim uygulanır ve sosyal uyumuna olumsuz etki yapabilecek tuhaf davranışları olabildiğince engellenmeye çalışılır. Anaokuluna, ilkokula başlayabileceği zaman iyi değerlendirilmelidir.

Ayrıca;

Biçimler renkler çekici geliyorsa resimle, çamura dokunmak ilginç geldiğinde seramikle, ses çıkarmak, şarkılar ve ritmler keyifli gelirse müzik nesneleri ile devinim, dans ve tiyatro ile atölye ortamlarına çağırılırlar.

Aileler İçin Sağaltım-Eğitim Hizmetleri

1-Eğitim Danışmanlığı :Otistik çocuğun aldığı kurumsal eğitimin kurum dışında da sürmesi eğitimde süreklilik açısından gereklidir. Öğrendiği kavramların ve geliştirilmesi beklenen becerilerin yaşama geçirilmesinde okul-kurum tutumu ve ailenin tutumları arasında tutarlılık olması zorunludur.

2-Sosyal Danışmanlık: Otistik bir çocuk, ailedeki kurulu tüm dengeleri etkilediğinden, bir sistem olarak aile yeni dengeler ve düzenler geliştirmek zorunda kalmaktadır. Uyum güçlükleri aile içi ilişkileri olduğu gibi, ailenin dış çevresi ile ilişkilerinde de yaşanmaktadır. Özellikle kardeş değişen dengelerden çoğunlukla olumsuz etkilenmektedir. Bu dönemin daha az zararla atlatılabilmesi için aileye sürekli olarak sosyal danışmanlık hizmeti verilmelidir.

3-Koruyucu-sağaltıcı Çalışmalar: Otistik çocuğun ailesinde değişen dengeler kimi zaman ailedeki diğer bireylerde depresyon gibi psikolojik problemlerin ortaya çıkmasına yol açar. Bu nedenle koruyucu-sağaltıcı ruh sağlığı hizmetleri otistik çocuğun ele alınışında çok gereklidir.

Eğitim danışmanlığı, sosyal danışmanlık ve terapötik çalışmalar bireysel ve grup teknikleri ile gerçekleştirilebilmektedir.

1-Bireysel görüşmeler: Aile bireylerinin kurum içinden ya da dışından görevlendirilen bir uzmanla gerek çocuğun durumu, gerekse konuya ilişkin olarak kendi güçlükleri ile ilgili görüşülebilmesi sağlanmalıdır.

2-Aile görüşmeleri: Ailelere sistematik aile terapisi verilir.

3-Sağaltım-danışma grupları:

ASPERGER SENDROMU

Leo Kanner’in 1943 yılında erken bebeklik otizmini tanımlamasından 1 yıl sonra Viyanalı Hans Asperger erken bebeklik otizminden habersiz olarak, normal zeka düzeyine sahip, sosyal içe çekilmesi olan bir grup çocuktan söz etmiştir. Uzun yıllar asperger sendromu üzerinde durulmamıştır. 1970 li yıllarda gündeme gelmiştir.

Asperger bozukluğu(AS) yaygın gelişimsel bozuklukla karekterize, sosyal etkileşimde yetersizlik gösteren bir bozukluktur. Sakarlık ve motor davranışlarda koordinasyonsuzluk, sosyal etkileşimde küntlük, sınırlı etkileşim ve alışılmışın dışında kaygı, tekrarlı ritüeller, konuşma ve dilde acaiplik ve sözel olmayan iletişimde problemleri içerir. Genel olarak çocukların yüzlerinde korku ve perişan bir görüntü vardır. Bir konu hakkında kısaca konuşabilirler ya da bir kelimeyi ya da birkaç kelimeyi tekrar ederler.

AS yaygın olarak 3 yaşından sonra fark edilir. Otizmin özelliklerini sergileyen bazı AS li çocuklarda gelişimsel beyin bozukluğu vardır.

Etyoloji

Asperger, adını verdiği bu bozukluğun genetik kökenli bir hastalık olduğunu ileri sürmüştür. Bu bozukluğa ilişkin özelliklerin hastanın ailesinde özelliklede babada bir yatkınlık olarak var olduğu bildirmiştir.

Bu sendrom, doğum sırasında ya da doğum sonrası oluşabilecek ve beyin zedelenmesine yol açabilecek bir duruma bağlı olarak ortaya çıkmış olabilir. Dolayısıyla sergilenen davranış kalıpları, beyin işleyişindeki bu organik bozukluğa bağlı bulunabilir. Ancak henüz hastalığı açıklayabilecek herhangi bir özgün patoloji saptanabilmiş değildir.

Tanı

Göz temasının az, yüz ifadesinin ve ses tonunun sınırlı olması, sosyal içe çekilme ve akran ilişkilerinde azlık, duyguları anlamada güçlük, zamirlerin yer değiştirilerek kullanılması, sterotipik aktarım ve davranışlar, bilgiçlik taslayan konuşma biçimi, karşılıklı iletişimde ve hayali oyunda sınırlılık, zihinsel takıntılarla donatılmış olma, rutinlere esnek olmayan bir biçimde yönelme ve nesnelerin yineleyici kullanımı.

DSM-IV Tanı Ölçütleri

1-Aşağıdakilerden en az 2 sinin varlığı ile kendini gösteren toplumsal etkileşimde nitel bozukla:

a-Toplumsal etkileşim sağlamak için yapılan el-kol hareketleri, alınan vücut konumu, takınılan yüz ifadesi, göz göze gelme gibi bir çok sözel olmayan davranışta belirgin bir bozulmanın olması

b-Yaşıtlarıyla gelişimsel düzeyine uygun ilişkiler geliştirmeme

c- Diğer insanlarla eğlenme, ilgilerini ya da başarılarını kendiliğinden paylaşma arayışı içinde olmama(ilgilendiği nesneleri göstermeme, getirmeme ya da belirtmeme)

d-Toplumsal ya da duygusal karşılıklar vermeme

2-Aşağıdakilerden en az birinin varlığı ile kendini gösteren davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici örüntülerin olması

a-İlgilenme düzeyi ya da üzerinde odaklanma açısından olağandışı bir ya da birden fazla basma kalıp ve sınırlı ilgi örüntüsü çerçevesinde kapanıp kalma

b-Özgün, işlevsel olmayan, alışageldiği üzere yapılan gündelik işlere ya da törensel davranış biçimlerine hiç esneklik göstermeksizin sıkı sıkıya uyma

c-Basma kalıp ve yineleyici motor davranış (parmak şıklatma)

d-Eşyaların parçalarıyla sürekli uğraşıp durma

3-Bu bozukluk toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında klinik olarak belirgin bir sıkıntıya neden olur.

4-Dil gelişiminde klinik açıdan önemli bir gecikme yoktur (2 yaşına geldiğinde tek tek sözcükler, 3 yaşına geldiğinde iletişim kurmaya yönelik cümleler kullanılmaktadır).

5-Bilişsel gelişiminde ya da yaşına uygun kendi kendine yetme becerilerinin gelişiminde, uyumsal davranışta (toplumsal etkileşim dışında) ve çocuklukta çevreyle ilgilenme konusunda klinik açıdan belirli bir gecikme yoktur.

6-Başka özgün bir yaygın gelişimsel bozukluk ya da şizofreni için tanı ölçütleri karşılanmamalıdır.

Erken bebeklik otizminden ayırıcı özelliği

Otizm psikotik bir süreç, AS ise bir kişilik yapısı özelliğindedir.

AS daha geç yaşlarda(2-3), otizm ise 1-2 yaş arasında başlar

As dil gelişimi ve bilişsel beceriler, otizme göre daha iyi düzeydedir.

AS motor becerilerde eksiklik görülürken erken bebeklik otizminde bu yoktur.

Araştırmalarda AS li çocukların sözel IQ puanlarının, performans IQ puanlarından daha yüksek olduğu oysa yüksek fonksiyonlu otistiklerde bunun tam tersi bulgular elde edildiği belirtilmektedir

Birlikte bulunan bozukluklar

AS li çocuklar dikkat toplamada güçlük, dürtü kontrolsüzlüğü ve kolay uyarılabilme görülür. Çocuklarda hiperaktivite okulda çocuğu etkiler ve başarısızlığa neden olur. Bu çocuklarda kaygı bozukluğu görülür.

Ergenlik döneminde karşı cins ilişkilerinde sorun yaşar ve kendisinin diğerlerinden farklı olduğunu anlar. Bunun sonucunda depresif semptomlar ve affektif bozukluk ortaya çıkabilir. Öğrenmede yetersizlik hareketlerde beceriksizlik de görülebilir. Bu çocukların dağarcıkları iyidir ancak karmaşık materyalde ve aritmetikte güçlükleri vardır.

Prognoz

AS’li çocuklar yaygın gelişimsel bozuklukların diğer formlarından daha iyidir ve bağımsız fonksiyonları daha fazladır. Nöro gelişimsel, bilişsel ve ruhsal gelişimle birlikte becerilerle, sosyal açılımda artma, özgün beceri alanlarına yönelik uğraş seçimi, birlikte bulunan diğer psikiyatrik hastalıklar prognozunu belirleyen ölçütlerdir.

Tedavi

Belirgin bir tedavisi yoktur, ancak çocuğun normal yaşama uyum sağlamasına ilişkin güçlüklerin ele alınmasına yönelik uygun eğitim ve yaklaşımlar önemlidir. Eğitim AS li çocukların özel ilgi alanlarının geliştirilmesi ve sosyal beceriler yönünden deneyim kazandırılması açısından önem taşır. Normal çocukların gittiği okullara gidebilirler ancak özel eğitim destekli programlar onlar için daha yararlı olabilir.

Bu çocukların olası kaygı ve ruhsal sorunları yalın ve somut bir yaklaşımla ele alınmalı, davranışçı ve destekleyici terapiler öncelikle yeğlenmelidir.

Aileye AS ile ilgili eğitim verilmelidir. Bireysel ve aile terapisi gerekli olursa da yapılmalıdır.

Okulunda tedaviye katılması önemlidir. Bu çocukların öğretmenlerine, bilişsel ve sosyal güçlükleri ve bunların akademik başarı üzerindeki etkileri anlatılmalıdır. Bu çocuklar okulda çok başarılı olamazlar. Bu nedenle iş öğretmeye yönelik eğitim daha yararlı olabilir. Ancak sosyal ilişkiye dayalı işler tercih edilmemelidir.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sponsor Bağlantılar