Aile dinamiğine yaşamı tehdit eden kronik hastalıkların etkisi

Rehberlik Servisi
359 Görüntüleme - Aralık 4, 2017
Sponsor Bağlantılar


AİLE DİNAMİĞİNE YAŞAMI TEHDİT EDEN KRONİK HASTALIKLARIN ETKİSİ

Dünyada her yıl 150.000 yeni kanser vakası tanılanmaktadır. Çeşitli kanser türleri olmasına rağmen en sık rastlanan ve aile dinamiğine en büyük etkisi olan kanser türü meme kanseridir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 40-69 yaş arasındaki her 4 kadının birinin meme kanseri olduğu ortaya konmuştur. Ancak meme kanseri tanılanma yaşı 25 yaşına kadar inebildiğinden,  kanser tanısı alan ve yaşı küçük çocuğu olan ebeveyn sayısı da bu duruma bağlı olarak doğru orantılı artmaktadır.

Yaşamı tehdit eden bir hastalıkla mücadele ederken bir yandan da çocuk yetiştirmenin verdiği psikososyal yük ile başa çıkmaya çalışan ve 18 yaşından küçük çocuğu olan ebeveynler, kanser tanısı aldıktan sonra çeşitli kaygılar yaşamaktadırlar. Bu kaygıların başında ise çocuklarının hayat yolculuğuna eşlik edememe ihtimali gelmektedir. Özellikle aile dinamiğinde annenin kanser tanısı alması majör değişikliklere neden olmaktadır. Ev işlerinin yapılması, ailedeki rutin görevlerin dağılımı, gelir değişikliği gibi birçok durum ebeveynin kanser tanısı almasından etkilenmektedir.

Düşünen, hisseden, sürekli planlar yapan ve bu planlarını sürekli güncelleyen bir kişinin hayatında zaten var olan olumlu olumsuz pek çok durumun üstüne kanser tanısı da eklendiğinde kişi tüm hayatını, alışkanlıklarını, kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkileri, tutumları, hayatın anlamını ve ölümün gerçekliğini gözden geçirmek zorunda kalmaktadır.

Kanser tanısı alan bir kişiye tedavi sürecinde birtakım psikolojik rahatsızlıklar da eşlik etmektedir. Bunların başında ise depresyon gelmektedir. 2007 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı çalışmaya göre yaşamı tehdit eden hastalıklara eşlik eden ve en sık rastlanan rahatsızlık depresyondur. Kanser hastalarından depresyonun görülme oranı %5 ile 50 arasında değişirken uzmanların %75’i ve hastaların %85’i kanserin ilerleme hızının depresyondan etkilendiğini düşünmektedir.  Her ne kadar depresyon kanserin bir parçası olarak görülse de zamanında bir psikososyal destek hizmetiyle depresyonun kişiyi kontrol altına alması engellenebilmektedir. Sağlık alanındaki uzmanların hastanın iyi oluş halini kontrol etmek amacıyla vücut ısısı, solunum sistemi, kalp atış hızı, kan basıncı ve ağrıyı kendilerine kriter olarak aldıkları yıllardır bilinen bir uygulamadır. Bu beş kriterin yanına son yıllarda “iyi oluş hali” de 6. yaşamsal işaret olarak eklenmiştir. Kanser hastalığı olan kişilere psikolojik destek sağlayarak, hastalığın bedene ve ruha olan etkileriyle baş etme becerilerini güçlendirmek ve yaşam kalitelerini arttırmak son yıllarda ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların odak noktası olmuştur.

2015 yılında Boston Üniversitesi’nde 18 yaşından küçük çocuğu olan 194 kanser hastası ile yapılan çalışma sonucunda psikososyal müdahale hizmetlerinin kişilerin değişen ebeveynlik sürecindeki kaygılarıyla baş etme konusunda daha az stres yaşamalarını sağladıklarını ortaya koymuştur. Kanserli bir ebeveynin tedavi sırasında çocuklarına daha az zaman ayırabilmesi nedeniyle zorlandıkları noktada kanser tanısı almayan diğer ebeveynin ebeveynlik tutumları hakkında güçlendirilmesinin çocuklarda baş etme mekanizmalarının daha sağlıklı bir şekilde işlemesini sağlamıştır.

2017 yılında Kuzey Carolina Üniversitesi’nde 42 kanser tanısı almış hastayla yapılan bir başka çalışmada, ebeveyn olan kanser hastalarının yaşam kalitesini arttırmaya yönelik tedavi yöntemleri yerine yaşam süresini arttırmaya yönelik olan daha ağrılı ve acılı tedavileri tercih ettikleri görülmüştür. Ayrıca evdeki günlük rutinin bozulmaması, kanserli ebeveynin psikolojik destek alması ve diğer ebeveynin sürece daha çok dahil olması gibi etkenlerin çocukların yaşadığı stres ve kaygıyı azalttığı gözlemlenmiştir.

Kanser tanı ve tedavisinde ortaya çıkan gelişmelerle kanserli kişinin yaşam kalitesi ve yaşam süresindeki iyileşmeler; ölümcül bir hastalık olarak görülen kanserin kişiler tarafından bir dönüşüm fırsatı olarak yorumlanmaya başlamasını sağlamış ve bu durum da kanserli hastanın iyi oluş halini desteklemiştir. Hastalığın tanılanmasıyla eş zamanlı başlayan psikososyal destek sayesinde kişi, kaygı, endişe ve stres yaratan durumları, ifade edemediği duygularını fark edip onlara karşı kendini ve ebeveynlik rolünü güçlendirmekte, hastalık öncesine göre daha güçlü, daha farklı bakış açısıyla tedavi sürecine devam edebilmektedir. Ayrıca yapılan birçok araştırma kanserli ebeveyn ile büyüyen çocuklara en büyük desteğin kanserli ebeveynin kendisi tarafından verildiğini göstermektedir.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sponsor Bağlantılar