Postmodernizm’in tanımı, psikolojiye ve kişilik kuramlarına olan yansıması – III

Rehberlik Servisi
671 Görüntüleme - Mayıs 31, 2017
Sponsor Bağlantılar


POSTMODERNİZM’ İN TANIMI, PSİKOLOJİYE VE KİŞİLİK KURAMLARINA OLAN YANSIMASI – 3

FREUD, ADLER ve ROGERS’IN POSTMODERNİZME BAKIŞ AÇILARI

Postmodern psikoloji ile kişilik kuramları arasındaki ilişkinin ilk bakışta çok belirsiz olduğu düşünülmektedir. Bunun yanısıra, Freud, Adler ve Rogers’ ın kişilik kuramlarının temel başlıklarını anımsamak, postmodernizmle kesiştikleri noktaların beklenenden ne kadar çok olduğunun fark edilmesini sağlayacaktır.

Freud, Postmodernizm döneminden çok daha önce kuramını geliştirmiş olsa da, postmodern gözlüğü takılıp bakıldığında az da olsa postmodern izlerin  görüldüğü anlaşılmaktadır. Freud, her bireyin kendi savunma mekanizması olduğundan bahsederek her bireyi tek tek ele alar; bir diğer deyişle postmodernizmdeki gibi bireyin önemini vurgular. Ancak psikoanalitik yaklaşımlar ile postmodernizm bir noktada ayrılmaktadır. Psikodinamik kuramlar her birey ayrı ayrı ele alırken bir yandan da bireylerin toplamından oluşan ortak bir bütünlük yaratmaya çalışmaktadır. Postmodernizmde ise böyle bir durum söz konusu değildir.

Alfred Adler, her bireyin “eşsiz” olduğuna inandığından kişilik kuramını bu inancın üzerine şekillendirmiştir. Adler’ e göre dünyadaki sorunlar aynı olsa dahi her insanın bunu algılayış biçimi farklıdır. Kişiler, sorunlar karşısında hissettikleri aşağılık duyguları ile ya başka özelliklerini öne çıkararak diğer insanlar üzerinde üstünlüklerini göstermeye çalışmakta ya da sıkıntı, utanç, endişe ve değersizlik hisleri ile daha dar bir çevre içine sığınıp, onlar üzerinde baskı kurmaya çalışabilmektedirler. Bu durum her bireyde farklı sonuçlar doğurabilir. Bağımlılıklar (alkol,uyuşturucu madde, kumar vb), çeşitli nevrotik bozukluklar, cinsel davranım bozuklukları veya antisosyal davranışlar sonucu suça eğilim gözlenebilmektedir. Adlerci görüşe göre, bu gibi bozuklukların tedavisinde altta yatan aşağılık duygularını oluşturan olumsuz düşünce şemalarının düzeltilmesi gerekmektedir. Amaç hastayı daha da “nesnel” hale getirmekten çok Postmodern psikolojideki temel inanış gibi kendi değer yargılarındaki hataları, yanlışları düzelterek daha sağlıklı birey haline getirmektir. Bireyler hangi soydan, cinsiyetten, sosyokültürel çevreden gelirlerse gelsinler öncelikle insandırlar. Hatırlanacak olursa Postmodernizm’ in önem verdiği şey öznedir, nesne değildir. Bu yüzden öznelere, yani insanlara gereken değer verilmeli, hiçbir insan dışlanmamalıdır. Bu noktada bireyin çabası da çok önemlidir. Birey dış dünyadan çok daha farklı olan kendi dünyasını anlamlandırmak için çaba sarf etmelidir. Postmodern düşünceye  göre de bu böyledir. İnsan kendi içinde zıtlıklar barındırabilir, bu kötü bir şey değildir. Asıl kötü olan bu çeşitliliğin lezzet kattığı dünyayı kucaklayamamaktır.  Alfred Adler bu durumu kendi kelimeleriyle şöyle özetler:

Her insan zekası, duyguları ve kültürü ile değerlidir. Doğan her bebek geleceğimiz için önemlidir. İyi ürün almak için, toprağa tohum atmak yetmez, ona iyi bakım vermek gerekir. Sadece başkalarında bulunan, sahip olamadığımız kaynakları övüp, sahip olduklarımızı görmezden gelmek de bir aşağılık duygusu ifadesidir. Önemli olan kendi kaynaklarını diğerlerinin kaynaklarına göre geliştirmek için çaba sarf etmektir. Bunun için elbette ki, herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır. Siz ancak görevinizi tam olarak yaparsanız, yakınma hakkına sahip olabilirsiniz. Aksi halde yapılan yakınmalar kendi değersizlik hislerimizin ve aşağılık duygularımızın başkalarına yüklenmesi, yansıtılmasından başka bir şey değildir. Kendinizi ancak daha çok çalışarak, emek harcayıp, ürün vererek ortaya koyabilirsiniz. Bu da ne yazık ki, yorulmadan olmaz. Ne kadar acılar yaşanmış olursa olsun, inatla “ben hala varım” denmelidir. Kararmış gümüşler, gözalıcı parlaklıktaki gümüşlere dönüşebilir, yeter ki parlatmak için çabalayın.

Psikoloji’ de üçüncü güç olarak bilinen insancıl yaklaşımı benimsemiş olan psikologlar postmodernizmin düşünce yapısıyla en çok paralellik gösteren kişilerdir. Bu akımda yer alan Carl Rogers’ ın psikoloji dünyasına tanıttığı “kişi odaklı terapi” nin bireye bakış açısı ile postmodernizmin bakış açısı benzerdir. Rogers “her insanın içinde ne istediği yatar” düşüncesiyle Postmodernizmde vurgulanan her bireyin farklı olduğu düşüncesi örtüşür. Ayrıca Postmodernizm’in “her kişiye giydirilmeye çalışan evrensel elbiseyi reddetme” durumu Rogers’ın yaklaşımının da mihenk taşıdır.

Genel olarak kişilik kuramlarına bakıldığında günümüze daha yakın olan kuramcıların postmodernizmin fikirlerine düşüncelerinde daha çok yer verildiği görülmektedir.

Kısaca, postmodernizm tanımlanması oldukça güç olan ama başarıyla tanımlanınca da günlük yaşamda izlerinin rahatça görüleceği, günümüz dünyasını gerçekten etkisi altına almış bir akımdır.

 

Bingül UZEL
Uzm. Psikolojik Danışman
bingul_1986@hotmail.com

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sponsor Bağlantılar