Körlük – Jose Saramago – Kitap inceleme

Rehberlik Servisi
555 Görüntüleme - Ekim 17, 2017
Sponsor Bağlantılar


JOSÊ SARAMAGO- KÖRLÜK

Bazı kitaplar vardır ki okunduğu zaman insanda öyle bir gerçeklik hissi uyandırır ki okuyucu bu kitabı eline aldığında istemsiz bir korkuya kapılır. Bu korku aslında okuyucunun içinde var olan ve herkesten sakladığı korkuların ortaya çıkmasından duyduğu endişeden başka bir şey değildir. Okuyucuda bu gerçeklik hissiyatını uyandıran yazarlar, zamana meydan okuyarak yüzyıllar boyunca eserleri aracılığıyla varlığını sürdürmüş ve sesini çoğaltarak duyurmayı başarmış kişilerdir. Bunlardan biri de kuşkusuz Saramago’dur. Henüz ölümünden yüzyıllar geçmemiş olsa da yazdığı eserlerle zamana yenik düşmeyeceği apaçıktır.

José Saramago, Lizbon kentinin kuzeyindeki küçük bir köy olan Azinhaga’da (Ribatejo) doğdu. Yoksul bir köylü ailenin oğlu olarak büyüdü. Ailesiyle birlikte taşındığı Lizbon’da öğrenim gördü. Öğrenimi sırasında kırsal kesimde çalıştı. Ekonomik sorunları nedeniyle okulu bıraktı. Makinistlik eğitimi aldı. Teknik ressamlıktan redaktörlüğe, editörlüğe ve çevirmenliğe kadar birçok işte çalıştı. Körlük kitabının,  Saramago’nun 1998 yılında ‘Nobel Edebiyat Ödülü’ kazanmasında bir sıçrama tahtası görevi gördüğü su götürmez bir gerçektir.

Körlük, ilk sayfadan itibaren zihnimizi ham maddesi korku olan bir ağla örmeye başlar ve kitabı okudukça bu ağı örme görevini kendimiz üstleniyoruz… Körlük, okuyucuda korku uyandıran mükemmel bir eser. Kitabı okuduğunda kör olma düşüncesine kapılan okurun elleri istemsizce gözlerine gitmekte. Hatta kitabı okuduğumda gözlerimi kapatıp kör olmanın hayatımı nasıl etkileyeceğini düşünmeden edemedim. Aslında Saramago’nun bu kitaptaki kastı fizyolojik körlüğe dikkat çekmekten çok toplumsal körlüğe atıfta bulunmaktır. Kitabı günümüze uyarlayıp, insanların iletişim çağında bir “iletişim körlüğü” yaşadığı şeklinde bir anlam çıkarsak hiç de yanılmış olmayız. Ben, kitabı okuyan kişi sayısı kadar kitaptan anlam çıkacağı kanaatinde olduğum için daha fazla yorum yapmadan kitabın konusuna geçmenin zamanı geldiği kanaatindeyim.

Olay bilinmeyen bir ülkede ve bilinmeyen bir zamanda geçmektedir. Yazar, kitapta yer ve zaman konusundaki muğlaklığı kahramanlar konusunda da aynı başarıyı gösteriyor. Saramago’nun bir başka özelliği ise bu kitapta nokta ve virgül haricinde noktalama işareti kullanmamış olmasıdır. Bu da diyalogların okunmasında bir nebze de olsa zorluğa sebep olmakta ancak ilerleyen sayfalarda yazarın kullandığı dilin tadına varılmaktadır. Trafikte ışıklar yeşile döndüğü halde hareket etmeyen öndeki araca sinirle korna çalan şoförlerden farklı düşünen biri arabasından inerek öndeki arabaya gider ve şoföre neden hareket etmediğini sorar. Cevap ile birlikte macera başlar: “Kör oldum” Yardımsever(!) şoförün desteği ile evine giden adam karısıyla birlikte soluğu göz doktorunda alır. Yapılan incelemelerde herhangi bir bulguya rastlanmadan adam evine gönderilir ama göz doktoru dahil klinikte bekleyen hastalara bu “beyaz körlük” salgınına yakalanır. Körlükten etkilenenler devlet tarafından bir akıl hastanesinde toplanır. Körlükten etkilenmediği halde kör olduğunu söyleyip kocasını bırakmak istemeyen doktorun karısı da bu akıl hastanesine kapatılanlar arasında yerini almıştır. Öyle ki devlet tarafından onlara cüzzamlı muamelesi yapılır ve hastaneden çıkmak isteyenlere mermi yağdırılır. Körlerle iletişim kurulmaz onlarla temasa girilmez hatta onlara verilen yiyecekler bile koğuşların dışında bir bölmeye bırakılır askerler tarafından. Zamanla ülkede bu körlükten etkilenenlerin sayısı artar ve akıl hastanesi dolmaya başlar. Akıl hastanesinde yeniler ve eskiler arasında bir çatışma başlar. Doktorun karısı, gözlerinin gördüğünü diğer körlerden saklar ancak onlara yardımcı olur adeta hepsinin gözü olur. Şehla çocuk, doktor, doktorun karısı, koyu renkli gözlü genç kız, birinci kör ve karısı hikayemizin asıl isimsiz kahramanlarıdır. Hastaneye gelen başka gruplardan bir grup, bir gün tüm yemeğe el koyduklarını ve yemek isteyenlerin ellerinde bulunan tüm değerli eşyaları toplayıp getirmelerini ister. Çaresiz kalan körler bu buyruğa uyar ve ellerindeki tüm değerli eşyaları toplayarak onlara teslim eder. Bir zaman sonra tekrar bir buyruk yayınlanır ve değerli eşyalarını vermeyenlerinde o eşyaları getirmesi gerektiği yoksa herkesin açlıktan öleceği duyurulur. Kalan değerli eşyalar da verildikten sonra körler yiyeceklerine ulaşır. Ancak toplumsal düzen ve yasaların olmamasının doğuracağı kötü sonuçların temsili bir örneği olarak bu çete olmuş kör gruplar diğer körlerin kadınlarını ister. Çaresiz ve aç kalan körler kadınları onlara gönderir ve çeteden istediği yemeği alır. Ancak bu alışveriş sıradan bir insanın katil olmasına neden olacaktır. Artık herkes kör olduğuna göre ve toplumsal düzen yok olduğuna göre cinayet, tecavüz ve ahlaki çökkünlük serbest… devamını okuyucuya bırakmanın doğru olacağı kanaatindeyim.

-Ölüm geldiğinde herkes aynı körlüğe bürünmüş olacaktı.

-Hiçbir mutluluk sonsuza kadar sürmediği gibi, mutsuzluk da geçicidir.

-Felaket herkesin başına aynı anda çöktüğünde bile bazı insanlar ötekilerden her zaman daha kötü koşullarda yaşar.

-Ölecek olan zaten şimdiden öldü ama o bunu bilmiyor. Ölmeye yazgılı olduğumuzu doğduğumuzdan beri biliyoruz. İşte bu yüzden, bir bakıma hepimiz ölü doğmuş sayılırız.

KİTAPLA KALIN…

 


Cebrail URTEKİN
Psikolojik Danışman
cebrail.urtekin@windowslive.com

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sponsor Bağlantılar