Kabuk adam – Aslı Erdoğan

Rehberlik Servisi
655 Görüntüleme - Mayıs 22, 2017
Sponsor Bağlantılar

ASLI ERDOĞAN-KABUK ADAM

Lire dergisi tarafından “geleceğe kalacak elli yazar” arasında sayılan Aslı Erdoğan’ın yayımlandığı günden(1994) bugüne değerini ve yerini hiç kaybetmemiş ilk romanı: Kabuk Adam. Nitekim geçtiğimiz günlerde kitap 16. Baskısıyla okurlarına merhaba demeyi başardı. Türk edebiyatında olduğu kadar dünya edebiyatında da ilgi gören bir yazar. Bilgisayar mühendisliği ve fizik okuyan Aslı Erdoğan, CERN’de yüksek lisansını yaptıktan sonra doktorası için Rio De Janeiro’ya geçen ancak bilim yapmak yerine yazar olmaya karar verir. İlk romanı olmasına rağmen kullandığı dil ve olayları betimleyiş şekli onun gelecekte pek çok dile çevrilecek eserler yaratacağının göstergesi. Nitekim Kabuk Adam kitabına başlama cümlesi bile insanın okuma iştahını kabartıyor. “Size Kabuk Adam’ın öyküsünü anlatacağım, tropik bir adayı, cinayet ve işkencenin, şiddetin bataklığında filizlenen bir aşkı, içinde yetiştiği toprak kadar acı dolu bir aşkı anlatacağım. Çıldırtıcı gücünü sonuna dek yaşanmayan arzulardan, en gizli hayallerden alan bir tutkuyu, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğu ve bütün yıkımların nedeni olan korkuyu, insanın en temel özelliği olan korkusunu, alçaklığını, umutsuz yalnızlığını.

Tropiklerde, o gözden ırak adada öğrendim ki, cennetle cehennem iç içedir, ancak bir katil bir peygamber olabilir ve insan bir başkasına, aynı karabüyü ayinlerindeki “Size Kabuk Adam’ın öyküsünü anlatacağım, tropik bir adayı, cinayet ve işkencenin, şiddetin bataklığında filizlenen bir aşkı, içinde yetiştiği toprak kadar acı dolu bir aşkı anlatacağım. Çıldırtıcı gücünü sonuna dek yaşanmayan arzulardan, en gizli hayallerden alan bir tutkuyu, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğu ve bütün yıkımların nedeni olan korkuyu, insanın en temel özelliği olan korkusunu, alçaklığını, umutsuz yalnızlığını. Tropiklerde, o gözden ırak adada öğrendim ki, cennetle cehennem iç içedir, ancak bir katil bir peygamber olabilir ve insan bir başkasına, aynı karabüyü ayinlerindeki gibi, dönüşebilir, çünkü insanın tam zıddı gene kendisidir.” Aslında Aslı Erdoğan’ın otobiyografisi incelendiğinde Kabuk Adam kitabının yazarın hayatıyla oldukça paralen bir seyir izlediği hemen gözümüze çarpmaktadır.

NATO tarafından finanse edilen ve Karayip adalarında yapılacak olan yüksek enerji fiziği seminerlerine katılacak bir grupta yer alır kahramanımız. Karayipleri görecek olmanın heyecanı ve sevinciyle dolup taşar içi. Karayiplere gidecek olan bilim insanlarının arasında bir elin parmaklarını geçmeyen kadından biridir sadece. Bu yolculuk aynı zamanda kahramanımızın kendine yapacağı yolculuğun başlangıcıdır. Bilim yapmaktan araştırma ve deneyler yerine kitap okumaya ve yazmaya meraklı olan genç kahramanımız bir süre sonra adadaki yerlilerle sosyalleşmeye çalışır ve bu davranışları grubun dikkatini çeker. O artık bilim insanlarından “farklı” olduğunu apaçık göstermiştir. Adanın yerlilerinden Tony ile tanışır. “Bana Kabuk adam derler, çünkü ben deniz kabuğu çıkarıp satarım o yüzden sende bana kabuk adam de” diyen yerli ile yakın bir arkadaşlığı oluşur zamanla. Onunla sohbet etmenin kendini keşfetmek olduğunu ve kendine yapılan bu yolculuktan oldukça haz almaya başladığını fark eder kahramanımız.

Kabuk Adam ile olan arkadaşlığını yitirmemek için onunla sık sık yürüyüşlere çıkıp uyuşturucu içer. “çirkin ve çekici olmayan bir siyahi” diye tasvir ettiği Kabuk Adam’a yavaş yavaş aşık olmaya başladığını fark eder. Statü, yaşam, eğitim farklılıklarına rağmen Kabuk Adam’dan etkilenmesine şaşırır. Kabuk adam sayesinde kendinin, cinselliğinin ve yaşadığı hayatın anlamsızlığının farkına varır. İçinde bulunduğu gruptaki insanların meslekte yükselmek için yaptığı dedikodular, çekişmeler, iki yüzlülükler, elindekinden daha fazlasına sahip olmaya çalışırken aslında ne kadar fakir kaldıklarının; Kabuk Adam gibi fakir kimsesiz ve suçun içinde yaşayan, günübirlik bir hayata sahip birinin ise aslında duygusal ve insani yönden ne kadar zengin olduğunun farkına varır. Sınıflar arasında ki o derin uçurumu, medeniyet dediğimiz şeyin nelerin üzerine inşa edildiğine dair küçük çıkarımlar yapmaya başlar kahramanımız. Artık Karayiplerden ayrılma vakti geldiğinde kendisinin eski benliğe ve bilince sahip olmadığı ve başkalaştığını fark eder. Döndüğünde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır…

– Yaşadığımız anları dondurup cümlelere dökme çabası, çiçekleri kurutup kitap yaprakları arasında, ölümsüzleştirmeye benzer. Hepimizin çoktan öğrendiği gibi, bir öykü, gerçekten yaşanmış da olsa, gerçekliği yansıtmaktan çok uzaktır, onun birkaç resminden, simgesinden oluşmuştur. Az sonra başlayacağım, Karayipler’de geçen o korkunç öyküyü yaşamış kişi benim. Oysa biliyorum ki, son noktayı koyduğumda, elimde bulacağım, gerçeğin tortusundan ibaret olacak.

-Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutamamak. Belleğin kaçınılmaz intikamı. Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer, bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır.

-Korkmadığını söylediğin şeylerden korktuğuna eminim. İstemediğini söylediğin şeyleri de çok istiyorsun. Umutsuzluk değil seninki, sadece bıkkınlık. Yaşayan herkesin umudu vardır.

-Bugün artık biliyorum: Hayatın bizlere verip verebileceği tek ödül, tek armağan, sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı, ilk fırsatta katlederiz. Sonra da, ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın lanetini sırtımızda taşırız.

KİTAPLA KALIN…

 


Cebrail URTEKİN
Psikolojik Danışman
cebrail.urtekin@windowslive.com

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sponsor Bağlantılar