Hedefi Vurmak İçin Yanlış Yöne Nişan Almak: Eğitimde “Ölçütün” Asıl Hedefe Dönüşmesi
Bir öğrencinin, haftalarca hazırlandığı o büyük sınavdan çıktıktan sadece iki gün sonra, ezberlediği bilgilerin çoğunu hatırlamadığı o anı düşünün. Veya bir okulun, “ilçe birincisi” olmak uğruna öğrencilerin haftalık programına arka arkaya onlarca deneme sınavı sıkıştırdığını… Tanıdık geldi mi?
İş dünyasında çok bilinen, ekonomi temelli bir prensip vardır: **Goodhart Yasası**. Bu yasa basitçe şunu söyler: *”Bir ölçüm (metrik), hedef haline geldiğinde, iyi bir ölçüm olmaktan çıkar.”*
Peki, bu yasanın fabrikalardan ve plazalardan çıkıp sınıflarımıza, okullarımıza ve evlerimize sızdığında ne olduğunu hiç düşündünüz mü?
Eğitim sistemimizde tam olarak bu krizi yaşıyoruz. Öğrenmeyi, gelişimi ve beceriyi *ölçmek* için icat ettiğimiz araçlar (karne notları, deneme sınavı netleri, YKS/LGS puanları, okul sıralamaları), maalesef eğitimin **asıl amacı** haline geldi. Ve bu durum, gerçek öğrenmenin önündeki en sinsi ve en büyük engele dönüşmüş durumda.
### “Öğrenmek” mi, “Puan Almak” mı?
Çocuklar doğaları gereği meraklıdır. Okula ilk başladıklarında dünyayı anlamlandırmak için bitmek tükenmek bilmeyen sorular sorarlar. Ancak sistem, onlara çok kısa sürede yeni ve “pratik” bir soru sormayı öğretir: *”Hocam, bu sınavda çıkacak mı?”*
Eğer bir bilgi sınavda çıkmayacaksa, o bilginin değeri öğrenci gözünde sıfıra iner. Çünkü sistem ondan derinlemesine düşünmesini, konuyu hayatla ilişkilendirmesini veya eleştirel bir bakış açısı geliştirmesini istemez; ondan istenen, A, B, C veya D şıkkından doğru olanı işaretlemesidir.
Öğrencinin değeri ve başarısı, hafta sonu girdiği deneme sınavındaki “net sayısına” indirgendiğinde, ortaya büyük bir illüzyon çıkar. Yüksek net yapan öğrenci her şeyi anladığını (halbuki sadece test tekniğini iyi çözmüş olabilir), düşük net yapan öğrenci ise yetersiz olduğunu düşünür. Eğitim, bilginin içselleştirilmesi süreci olmaktan çıkar, sadece sınavda çıkacak olanı kısa süreli belleğe atma yarışına dönüşür.
### “Başarı Tablosu” İllüzyonu ve Çaresiz Kalan Eğitimciler
Bu illüzyon sadece öğrencileri değil, okulları ve öğretmenleri de esir alır. Bir okulun ne kadar “iyi” olduğu, orada çocukların ne kadar mutlu olduğuyla, hangi sosyal becerileri kazandığıyla veya nasıl iyi insanlar olarak yetiştikleriyle ölçülmez. Okulun başarısı, giriş kapısına asılan “Şu kadar öğrencimizi falanca üniversiteye gönderdik” pankartıyla ölçülür.
Okullar, sistemin onlara dayattığı bu metrikleri tutturmak için “yarış atı yetiştirme merkezlerine” dönüşür. Sınavda sorusu çıkmayan müzik, resim, beden eğitimi gibi dersler ilk feda edilenler olur; yerlerini zorunlu “test çözme saatleri” alır.
Bu durum en çok da gerçek ve anlamlı bir öğrenme deneyimi tasarlamak isteyen vizyoner öğretmenleri vurur. Öğretmenler, velilerin ve okul yönetiminin “Netleri artırın!” baskısı altında, öğrencilerine ilham veren rehberler olmak yerine, maalesef sadece sınav taktikleri veren antrenörlere dönüşmek zorunda kalırlar.
### Termometreyle Ateşi İyileştirmeye Çalışmak
Deneme sınavları, notlar ve testler özünde kötü şeyler değildir. Bunlar sadece birer göstergedir. Tıpkı ateşi ölçen bir termometre gibi. Termometre size hastanın ateşinin kaç derece olduğunu söyler. Ancak siz hastayı iyileştirmek yerine, sadece termometrenin cıvasını aşağı çekmeye odaklanırsanız, hastayı kaybedersiniz.
Biz eğitimde tam olarak bunu yapıyoruz. “Daha yüksek puan” elde etmek için hileler, kısa yollar ve test teknikleri geliştiriyoruz ama “hasta” (öğrencinin entelektüel ve ruhsal gelişimi) aslında iyileşmiyor, daha da kötüye gidiyor.
### Gerçek Hedefe Nasıl Döneriz?
Peki ne yapmalıyız? Eğitimin asıl amacının çocuklara dünyayı anlamlandıracak araçları vermek olduğunu, problem çözebilen, farklı koşullara adapte olabilen ve kendisiyle barışık bireyler yetiştirmek olduğunu yeniden hatırlamalıyız.
* **Ölçüm Şeklimizi Değiştirmeliyiz:**
Sadece sonuca (skora) değil, sürece odaklanan değerlendirme yöntemlerini benimsemeliyiz. Çocukların projelerini, araştırmalarını, tartışma becerilerini ve yaratıcılıklarını ödüllendirmeliyiz.
* **Veliler Olarak Sorularımızı Değiştirmeliyiz:**
Çocuğumuz okuldan geldiğinde sorduğumuz ilk soru *”Bugün denemeden kaç net yaptın?”* veya *”Matematik sınavından kaç aldın?”* olmamalı. Bunun yerine, *”Bugün seni heyecanlandıran yeni ne öğrendin?”* veya *”Hangi konuda farklı bir fikir duydun?”* diye sormalıyız.
* **Hata Yapma Özgürlüğü Vermeliyiz:**
Puan odaklı sistemlerde hata yapmak cezalandırılır. Oysa gerçek öğrenme hatalar üzerinden gerçekleşir.
Biz çocuklarımızı çoktan seçmeli testlerden oluşan bir sınava değil, karmaşık, belirsiz ve şıkları olmayan gerçek bir hayata hazırlıyoruz. Hedef, doğru şıkkı bulmak değil, doğru soruları sorabilen, düşünen insanlar yetiştirmek olmalıdır. Aksi takdirde, metrikleri tutturur ama geleceğimizi ıskalarız.