Kardeş Kıskançlığı

Rehberlik Servisi
4.237 Görüntüleme - Aralık 12, 2016
Sponsor Bağlantılar

KARDEŞ KISKANÇLIĞI?

Her yaştan çocukta görülen bir durumdan bahsetmek istiyorum. Kısacık okul tecrübemde pek çok veli çocuğunun kardeşini kıskanmasından dolayı oldukça şikayetçi. Özellikle ilkokul/anaokulu çağına gelmiş ve yeni kardeş sahibi olan; kardeşiyle arasında en az 4 – 5 yaş fark olan çocuklarda kardeş kıskançlığı oldukça yaygın görünüyor.

Öncelikle nedir bu kardeş kıskançlığı? Kardeş kıskançlığı aslında gayet doğal bir duygudur. Dünyadaki tüm canlıların ilk dürtüsü hayatta kalmaktır ve bunun için ellerinden gelen tüm mücadeleyi verirler. Bitkiler; ağaçlar, çiçekler ve çalılar,  daha fazla güneş alabilmek için komşu bitkilerden daha fazla uzamaya çalışırlar. Uzayamayanlar bunun için farklı taktik geliştirir. Hatta sarmaşık dediğimiz tür farklı bir bitkinin gövdesini destek olarak kullanır ve güneş ışığını bu yolla almaya çalışır.

Pek çok hayvan bir batında birden fazla yavru doğurur. Bu yavruların genelde babaları da birbirinden farklı olur, çünkü insanlardan farklı olarak pek çok memeli bir değil, birden fazla yumurta üretir. Bu kardeş hayvanlar ya tam ikiz/üçüz/dördüz… ya da yarı ikiz/üçüz/dördüz (anne bir, baba farklı) olma özelliğine sahiptir. Bu hayvanlarda esas olan en fazla beslenenin, kemikleri ve bağışıklığı sağlam olanın hayatta kalacağıdır. Evinde/bahçesinde kedi ya da köpek besleyenler varsa bahsedeceğim duruma rastlamış olabilirler.

Ben kedici olduğum için kedilerden örnek vermem gerekirse en az üç yavru doğururlar ve yavruların içinde dişi sayısı ya erkek sayısına eşittir ya da daha fazladır. Genelde bir ya da iki yavrunun diğer kardeşlerine kıyasla daha koca kafalı ve daha fazla süt emen, emmek isteyen bir yapıya sahip olduğu görülür. Kedi ve yavruları dışarı çıkıp gezme özgürlüğüne sahipse, 7/24 evde özel bakım görmüyorlarsa genelde bu koca kafalı daima annesini takip eder, ondan asla ayrılmaz ve diğer kardeşlerini tabir-i caizse ezer. Diğer kardeşler bu koca kafalının performansına erişemediğinden ya da daha mücadeleci, tedbirli, zeki bir yapıya sahip olmadığından hastalık veya kaza sebebiyle bir yaşlarını doldurmadan genelde ölürler.

Peki bu koca kafalı kedi yavrusunun yaptığı yanlış mıdır? Kardeşlerini ezmesi, onlarla rekabet etmesi doğaya aykırı mıdır? Hayır. Doğa kanunlarında yanlış yoktur, hayat şartlarına uyum sağlayamayan canlılar yok olarak elenirler. Doğada daima güçlü, hızlı, çevik, dayanaklı, sağlıklı ve zeki canlılar hayatta kalır ve bu canlılar da en önemli ikinci dürtü olan neslini devam ettirmeye bağlı olarak ürer, çoğalırlar.

İnsanda da durum çok farklı değildir. İnsan yavrusu olan bebek ve çocuklar da daha doğdukları ilk andan itibaren hayatta kalmak için çeşitli stratejiler üretirler. Kimi sürekli ağlayarak ailesinin dikkatini daima üstünde tutmaya çalışır, kimisi daha sakin yapıdadır ve bu sakin yapısıyla ailesine kolayca uyum sağlayarak ailesinin ona daha sıkı bağlanmasına yardımcı olur. Kimi doymak bilmez, sürekli meme arar ve uzun yıllar emebilir.

Kiminin iştahı o kadar açık değildir, vaktini yemeye değil etrafı keşfetmeye ve tanımaya harcar. Kimi aileye çok fazla düşkündür, annesi bir an ortadan kaybolacak olsa ortalığı velveleye verir. Kimisi daha özgür ruhludur, daha ilk aylardan itibaren farklı insanlar, farklı yerler görüp tanımak ister; aynı ortamda sürekli durmaktan sıkılır. Her bireyin doğuştan çevresine uymak için kullandığı stratejiler farklıdır, ancak genel olarak niyet aynıdır. Hayatta kalmak, rekabetten kazanan olarak çıkmak.

Kardeş kıskançlığı da aslında ilkel benliğimizde yatan bu hayatta kalma, mücadeleden sağ çıkma, rekabet ortamının kazananı olma isteğimizden doğar. Yeni doğan kardeşine bilinçli olarak zarar veren abi ve ablalar az duyduğumuz şeyler değildir. Bebeğin ağlamasının karşısında bundan zevk alan çocuk yaşta abi ve ablalar oldukça yaygındır. Bebeğe bilinçli zarar verme, bebeğe gösterilen ilgiyi aşırı derecede kıskanma, anneyi – babayı paylaşamama çocuk yaştaki pek çok abi ve ablada görülen bir şeydir.

Bunun pek çok sebebi olabilmektedir. Anne – babaya aşırı bağımlı yetişme bunlardan biridir. Kardeşi doğana kadar ailesinin gözbebeği olan, bütün ilgiyi üstünde toplayan her çocukta az çok kardeş kıskançlığı yaşanır; fakat bahsedilen bağımlı çocuklar kendisine yeterince kişisel alan tanınmamış, bireyselleşmesine ve özerkleşmesine fırsat verilmemiş, var olma amacı anne babasının tüm ilgisini üstüne çekmek olarak yapılanmış çocuklardır. Bu çocuklar genelde onay bağımlı yetişirler, tek başlarına dışarı çıkamazlar, farklı bir ortama girdiklerinde daima anne babalarının bacaklarına yapışmış bir şekilde onların gölgesi olarak dolaşırlar. Tanıdık birkaç insan dışında kimseyle kolay kolay muhabbet kurmaz, kurduğu muhabbetler de büyük bir samimiyet taşımaz.

Bu çocuklar okula başladıklarında da büyük olasılıkla okul fobisi görülür ve bu atlatıldığında bile anne – babaya aşırı bağımlılık öğretmene bağımlılıkla yer değiştirebilir. Okulda çocuk sıra arkadaşı dışında pek kimseyle iletişim kurmaz, teneffüslerde sürekli öğretmenler odasının kapısının önünde öğretmenini bekler yahut öğretmeni nereye giderse onu takip eder. Öğretmen bazı vakalarda yerini okul memuru, müdür yardımcısı, okul psikolojik danışmanı, müstahdem, kantin görevlisi, okul bekçisi gibi çocuğun daha önceden tanıdığı veyahut öğretmenine kıyasla daha kolay samimiyet kurabildiği yetişkin kişilere de bırakabilir.

Bu karakterde bir çocuğun kardeşini kıskanması gayet olası ve normaldir. Kardeşine ailenin yeni bir üyesi olarak değil, tahtını sallayan bir düşman gözüyle bakabilir. Eski ilgiyi tekrar kazanabilmek adına regresyon yani gerileme yaşayabilir. İdrar ve dışkıyı bilerek altına yapma yahut daha önce tuvalete tek başına gidebildiği halde yetişkin refakati olmadan gitmeme, yemeğin ağzına doyurulmasını bekleme, kardeşine alınan her şeyi tek tek not edip aynılarını veya benzerlerini isteme (kıyafet, ayakkabı, oyuncak vs.), ağlayarak ilgi çekmeye çalışma, anne babanın yanında uyumak isteme, kardeşe gizliden ya da açıktan zarar verme isteği gibi problemler yaşanabilir.

Bazı durumlarda büyük çocuk ailenin plansız çocuğudur. Aile çocuk seviyor olsa da ilk çocuklarını bilinçli olarak dünyaya getirmemiş olabilirler ve çocuğun ilk yılları ebeveynlerinin acemilikleri, çocuklarına olan gizli ya da açık düşmanlıkları ile ilgisizliğiyle geçmiş olabilir. Bazen bu tarz aileler ikinci bir çocuk daha dünyaya getirir, bu seferki çocuk bilinç ve tecrübenin üründür ve bu çocuklar abi ve ablalarının küçüklüklerinde onda birini göremediği ilgi ve sevgiyi birden üstüne çekebilirler.

Abi ve ablalar ergenliğe yakın yahut ergenlik kabul edilebilecek bir yaştaysalar çocukken çektikleri sıkıntıları neden yeni doğmuş kardeşlerinin çekmediğini düşünerek kardeşlerini kıskanabilirler. Ki tabloya bakıldığında bunun gayet normal ve haklı bir durum olduğu da görülür. Yaş büyüdükçe kıskançlık doğrudan kardeşe değil, ebeveynlere yansıtılır; çünkü bilinç arttıkça çocuk bunun suçlusunun hiçbir şeyden haberi olmayan masum bir bebek değil de kendi bilinçsiz ebeveynleri olduğunu daha iyi anlar. Çocuğun “Siz benimle hiç ilgilenmiyorsunuz, aklınız fikriniz onda! Bana hiçbir şey almıyorsunuz, bütün parayı ona harcıyorsunuz!” gibi isyanları aslında şımarıklıktan ziyade bir kırgınlık barındırabilir.

Bazı durumlarda ise kıskançlık akraba ve aile üyeleri tarafından bilinçli ya da bilinçsiz teşvik edilir. İşte bu aslında en sık rastlanılan durumdur. Anne bir başka çocuğuna hamile olduğunu duyurduğu andan itibaren hem çekirdek hem de geniş ailede büyük çocuğa yönelik laf atışmaları başlar.

“Kardeşin de geliyor, senin pabucun dama atıldı.”

“Eee artık seni daha az sevecekler, hep kardeşinle ilgilenecekler.”

“Sen abi/abla oldun artık büyüdün, çocuk değilsin, böyle yapma.”

“Abla/abi olduğuna göre artık sana oyuncak almalarına gerek olmayacak.”

“Bebek de geliyor şimdi, evde huzurun olmayacak, istediğin kadar televizyon izleyemeyeceksin, hep sesini kısacaksın.”

“Oyuncaklarını artık kardeşinle paylaşacaksın.” gibi cümleler iyi niyetli bir şakalaşma amacı da taşısa sürekli çocuğa hem çekirdek aile, hem geniş aile üyeleri hem de aile dostları tarafından sürekli yöneltilebilir. Ancak bu cümleler durduk yere büyük çocuğun yeni doğacak kardeşi hakkında endişeler üretmesine ve gerilmesine sebep olur. Bebeğe ailelerinin yeni bir üyesi olarak bakmak yerine tahtını yerinden oynatacak bir düşmanmış ve anne babasının sevgisini çalacakmış gibi öfke yöneltebilir. Aileye yeni bir üyenin katılacağı durumlarda bu tarz kışkırtıcı ve karamsar tablo çizen cümlelerdense çocuğun yaşına uygun olarak bebek doğduktan sonra neler yaşanabileceği dürüst ve sakin bir dille anlatılmalıdır. Varsa büyük çocuğun bebeklik fotoğraf ya da videoları bu konuyu daha iyi anlayabilmesine yardımcı olacaktır.

“Kardeşin dünyaya geldiğinde uyuma ve yeme problemi çekebilir. Sık sık gece ağlayabilir. Çünkü o da tıpkı bir zamanlar senin yaptığın gibi dünyamıza uyum sağlamaya uğraşacak. Dünyamızı tanıması, bizi anlaması, bir düzen kurması çok zaman alacak. Bu süreçte anne baban olarak biz de bazen bütün zamanımızı kardeşine ayırmak zorunda kalabiliriz. Seni ihmal edebiliriz. Ancak unutma ki sen hala bizim çocuğumuzsun ve kardeşin doğduktan sonra bu durum değişmeyecek. Bu olumsuzluklar yaşanacak olursa sanma ki biz bundan mutluluk duyacağız, seni ihmal ettiğimiz için daima üzüleceğiz. Hatta sırf seni değil karı – koca olarak bazen birbirimizi bile ihmal edebileceğimiz zamanlar yaşanabilir. Bu süreç sonsuza kadar sürmeyecek, ancak sancılı olabilir. Senden bize destek olmanı bekliyoruz, çünkü senin anlayışın ve desteğin olmadan bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatamayacağımızı biliyoruz…”

Bu durum doğumdan sonra da devam eder. Ebeveynlerin ilgisinin büyük çocuktan küçüğe kayması elbette normal ve doğal bir durumdur, ancak olağanüstü haller haricinde ebeveynlerin tüm ilgisinin bebeğe yöneltilmesi; çocuğun çoğu zaman ihmal edilmesi de sıkça rastlanılan başka bir olumsuzluktur. Ebeveynler böyle bir durumda hemen savunmaya geçerler “Babası çalışıyor, ben de yarı zamanlı çalışıyorum, yoruluyorum, zaman bulamıyorum.”, “Ne isterse almaya gayret ediyoruz, ancak olmuyor, çok hırçın…”

Bu şikayetler bebek büyüdükçe de devam eder. Bebeklerin ayaklanmaya başladıkları andan itibaren meraklarının katbekat artmasından kaynaklı bir zarar verme alışkanlıkları göze çarpar. Etrafındaki eşyaları tanıma amacıyla yere atar, yırtar, üstünü çizer, boyar, kırar. Bebek bunları aslında dünyayı elleriyle daha iyi tanıyabilme ve durumu daha iyi gözlemleme amacıyla gerçekleştirir. Ancak hiçbir çocuk için ödev/resim yaptığı defterinin; en sevdiği kitabının karalanması, yırtılması, oyuncaklarının kırılması da hoş bir durum değildir.

Ebeveynler genelde bu gibi durumlarda “Sen büyüksün, alttan al kardeşini.”, “O daha küçük, aklı ermez, sen kocaman oldun.”, “Kardeşine neden engel olmadın?” vb. tepkiler verebilirler. Ebeveynlerin bu tarz durumdaki en büyük hataları (arada çok fazla yaş farkı yoksa) bebek doğar doğmaz büyük çocuklarının birden olduğundan kat be kat daha büyük yaştaymış gibi davranmaları gerektiğine dair yanlış inançlarıdır. Elbette büyük çocuğun zihinsel bir problemi olmadığı müddetçe bilişsel, duygusal ve psikososyal düzeyi küçük kardeşininkinden daha üst bir seviyede olacaktır. Ancak kardeşinin doğması büyük çocuğu çocukluktan çıkarmamaktadır!

O hala eskisi gibi anne babasının ilgisine muhtaçtır, hata yapabilir, bencillik edebilir; çünkü hala bir çocuktur. “Sen büyüksün, alttan al kardeşini.” gibi cümlelerle sürekli küçük kardeşin tarafını tutmak büyük çocuğa haksızlık anlamına gelir. Böyle bir durumda büyük çocuğun küçük kardeşinin özelliklerini kıskanarak bebek gibi davranmaya başlaması, okulda arkadaşlarıyla sorun yaşaması, sınıf ortamındaki isyankar davranışları gayet beklenir ve anlaşılırdır.

Ebeveynlerin unutmaması gereken nokta kardeşler arası kavgalarda suçlunun daima büyük kardeş, masumun küçük kardeş olmadığı; yahut büyük kardeşin hem kendi hem de kardeşinin davranışlarından sorumlu olmadığı, küçük kardeşin de çoğu zaman hatalar yaptığı, yapmasının da gayet normal olduğu gerçeğidir. Bu gibi durumlarda suçlu/suçsuz arayıp ceza kesmek ya da büyük kardeşe “Hoş görüver.” deyip olayı görmezden gelmek yerine ebeveyn durumu iyi gözlemlemeli ve büyük çocuğu gerçekten haksızlığa uğradıysa onu anladığını ifadeleriyle belli edebilmelidir.

“Küçük kardeşinin senin defterini yırttığını görüyorum. Sen bu deftere uzun zaman boyunca yazılar yazdın, ödevlerini yaptın. Bu defter senin emeğinin, harcadığın saatlerinin ürünüydü; ancak kardeşin geldi ve bu emeğini sebepsiz yere yok etti. Bunun seni ne kadar üzdüğünü tahmin edebiliyorum. Benim de ürettiğim herhangi bir şey böyle mahvolsa ben de üzülürdüm; örneğin yaptığım yemeği biri gözlerimin önünde çöpe atsa, emek harcayarak yaptığım köpek kulübemizi biri gelip parçalasa ben de çok üzülürdüm. İnsanın emek verdiği bir şeyin böyle yok olduğunu görmesi çok acıdır. Seni çok iyi anlıyorum. Elimden gelseydi, defterini tamir edebilirdim.

Ancak bu elimden gelmiyor. Şu an seni sadece teselli edebilirim. Küçük kardeşin böyle şeyleri bilmeden yapıyor. Sen de onun yaşlarındayken evde az şey kırmamış, yırtmamıştın. Ben de küçükken büyükanne ve büyükbabanın evinde pek çok şeyi bozmuştum. Bu süreç çok sinir bozucu, biliyorum. Daha geçen gün kardeşin yeni ütülenen kıyafetlere boya bulaştırmıştı, o kıyafetleri akşamki özel yemekte giyecektim. Uzun saat onları yıkayıp ütülemeye harcamıştım. Yani kardeşinin davranışlarından dolayı sıkıntı yaşayan tek sen değilsin; ancak şunu da unutma ki o daha bir bebek, davranışlarının sonuçlarını anlaması için uzun yıllara ihtiyacımız var. Sabretmeli ve dayanışmalıyız, bize bu konuda yardım etmen bizim için çok değerli…”

Kardeş kıskançlığının ana sebebi kardeşin davranışları değildir, bu davranışları karşısında gördüğü adil olmayan muamele ve haksız tepkilerdir. Her çocuk anlaşılmaya ihtiyaç duyar. En haklı olduğu zamanda bile haksız konuma düşmek insanı üzer. Bu çocuklar için de geçerlidir. Her insan ailesinden payına düşen ilgiyi görmeyi hak eder, bu bebeklik döneminden itibaren başlar. Bunu başaramayan, kardeşi karşısında yenilgiye kapıldığını düşünen çocuk hırçınlaşır; öfkesini yetişkin ebeveynlerden almaya gücü yetmiyorsa bu öfkeyi kardeşe yönlendirir.

En başta doğada daima bir rekabet olduğundan ve bunun en güçlünün hayatta kalması için elzem olduğundan bahsetmiştik. İnsan doğal bir canlı olduğu kadar entelektüel de bir canlıdır. Her insan hayatının belirli dönemlerinde bilinçli ya da bilinçsiz az çok kardeşini kıskanır; çünkü içinde daima gizil bir hayatta kalamama, doğal mücadeleden mağlup ayrılma korkusu vardır. Bireye gösterilen maddi ilginin artması onun birincil ihtiyaçlarının (Yeme, barınma, giyinme, uyuma vs.) aynı oranda karşılanacağı anlamına gelir. Bu konuda eşit muamele görmediğini düşünen, bu yönde hisseden kardeşin geleceğine dair bir korku duyması gayet normaldir.

Ancak bunun yanında bu ilkel dürtüye bir de sevgisizlik, ilgisizlik, adaletsizlik gibi daha entelektüel meseleler eklenir; işte kardeş kıskançlığını insanlarda diğer canlılarda olduğu gibi vahşi hale getirmeyen etmen de bu entelektüel tarafımızdır. Sadece kardeşimizden daha az yiyip içeceğimize dair değil kardeşimizden daha az sevileceğimize, ailemize daha az ait olacağımıza dair korku da bizi diğer canlılardan ayırır. O nedenle “Her istediğini alıyorum, her istediğini yapıyorum, bir eli yağda diğer eli balda, her ihtiyacı karşılanıyor.” tarzı bir savunma adil olunduğu ve her türlü sorumluluğun yerine getirildiği mesajını vermez. Ebeveynlerin öncelikle maddi, fiziksel ihtiyaçları ne denli karşıladıklarının hesabını yapması elbette önemlidir; ancak iş burada bitmemektedir. Çocuk sadece yemeye, içmeye, giyinmeye, oyuncağa ihtiyaç duyan bir varlık değildir; kendisine ilgi ve sevgi gösterildiğini, ailesinin önemli bir parçası olduğunu, ebeveynlerinin daima onu seveceğini hissedebilmesi gerekir ve eğer çocuk bunu hissedemiyorsa burada ebeveynlerin kendilerini sorgulaması önemlidir.

Yağmur Cenan Boyacı
Psikolojik Danışman
yagmurcenanboyaci@hotmail.com

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sponsor Bağlantılar