Ayağın Masaya Çarptığında Gerçekten Travma mı Yaşıyorsun?

10.08.2026
8
Ayağın Masaya Çarptığında Gerçekten Travma mı Yaşıyorsun?

Günümüzün en popüler, en çok tüketilen ve ne yazık ki en çok esnetilen kelimelerinden biri şüphesiz: “Travma.”

Ufak bir çocukken annemizden duyduğumuz bir azarlar, partnerimizle yolları ayırmamız, hatta trafikte birinin önümüze kırması… Artık hayatın sunduğu her pürüzü, her üzüntüyü “Ben bu olay yüzünden travmatize oldum” diye etiketlemeye oldukça meyilliyiz.

Peki, gün boyu Dilimize doladığımız bu kavram gerçekten hayatımızı mı açıklıyor, yoksa sorumluluklarımızdan kaçmak ve mağdur rolüne sığınmak için kullandığımız bir kalkan mı?

1. Her Üzüntü Bir Travma Değildir

Psikiyatri perspektifinden bakıldığında; her sıkıntı, her hayal kırıklığı ya da her yas süreci bir travma değildir.

Çocuk koridorda yürürken omzuna yanlışlıkla çarptığınızda “Aman çocuk travmatize oldu!” telaşına kapılan modern ebeveynlik anlayışı, farkında olmadan dayanıksız nesiller yetiştiriyor. Hayat; üzüntüden, hayal kırıklığından ve stres anlarından azade bir sterilizasyon alanı değildir. Üzülmek, sıkılmak ve zorlanmak; insan canlısının gelişimi için kaçınılmaz ve gereklidir.

Gerçek Travma Nedir?

Bir olayın tıbbi anlamda “travma” sayılabilmesi için kişinin beden bütünlüğüne, yaşamına yönelik doğrudan ağır bir tehdit (deprem, işkence, ağır kaza, şiddet vb.) hissetmesi gerekir. Üstelik bu olayın ardından aylar geçmesine rağmen; flashback’ler (zihinde olayı yeniden yaşama), kâbuslar ve günlük hayatı felç eden bedensel/zihinsel tepkiler devam ediyorsa klinik bir travmadan bahsedilebilir.

2. Sorumluluğu Dışarıya Atma Tuzağı

Peki neden her şeyi travma olarak adlandırma eğilimindeyiz?

Çünkü bir sorunu “travma” olarak tanımlamak, o meseledeki kişisel sorumluluğumuzu askıya almanın en konforlu yoludur. “Ben aslında öyle davranmak istemezdim ama çocukluk travmam tetiklendi” demek, kendi davranışlarımızın sorumluluğunu üstlenmekten çok daha zahmetsizdir. Travma söylemi, kaynağı tamamen dışarıda (ebeveynde, eski sevgilide, toplumda) arayarak bireyi pasif bir mağdur konumuna hapseder.

3. Popüler Psikoloji ve “Psikoterapi Mağduriyeti”

Son yıllarda hayatımızı kuşatan popüler psikoloji söylemleri ve sosyal medya dili, insanları adeta birer “terapi mağduru” haline getirebiliyor.

Örneğin, biten bir ilişkinin ardından hemen “Bu bir kayıp, mutlaka derin bir yas tutmalısın, yeni bir ilişkiye geçmemelisin” gibi ezber kalıplarla hareket etmek her zaman doğru değildir. Bazen bir ilişkinin bitmesi kayıp değil; kötü giden bir durumdan kurtulmak, daha az mutsuz olmak ve hayata yeni bir olanak tanımaktır. Her bitişi dramatik bir kayıp veya travma olarak tanımlamak, duygusal iyileşmeyi hızlandırmak yerine süreci kilitler.

4. Yıkım Değil, “Travmatik Büyüme” (Post-Traumatic Growth)

Kayıp ve zorlayıcı yaşam olayları sadece bizi yıkan şeylerden ibaret değildir. Psikolojide “Travmatik Büyüme” denilen çok değerli bir kavram bulunur.

İnsan, hayatın getirdiği ağır kayıplarla veya zorluklarla karşılaştığında—eğer geçmişe saplanıp kalmaz ve sürekli “Neden benim başıma geldi?” suçluluğuyla didişmezse—o krizden olgunlaşarak çıkar. Başına gelen zorluğa rağmen hayatta kalan ve o deneyimle kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenen insan, aslında kaybın veya krizin sunduğu yeni imkânlarla büyür.

Özetle: Kelimelerin Gücünü Kendinize Karşı Kullanmayın

Kelimeler zihnimizi ve duygularımızı yönetir. Biten bir durumu “Hayatımın felaketi” ya da “Büyük bir kayıp” olarak tanımlamakla, “Tamamlanmış bir süreç ve yeni bir başlangıç olanağı” olarak tanımlamak arasında dağlar kadar fark vardır.

  • Biten şeylerin ardından saplanıp kalmamak,

  • Sorumluluğu üstlenebilmek,

  • Yaşanan her sıkıntıyı devasa bir ruhsal yara sanmaktan vazgeçmek…

Hayatın getirdiği kayıplar da, bitişler de son derece doğaldır. Belki de kendimize hatırlatmamız gereken en temel hakikat şudur: Kaybetmek normaldir, zorlanmak normaldir ve en önemlisi; insan sanıldığından çok daha dayanıklı bir canlıdır.

YAZAR BİLGİSİ
Psikolojik danışman ve rehber öğretmen 2004 erzurum pdr mezunu 2007 bahçeşehir üniversitesi eğitim yönetimi yüksek lisans çeşitli özel ve kamu kurumlarında (dershane, üniversite, ilkokul, ortaokul, lise, meslek lisesi) rehber öğretmen olarak çalıştım halen sınavlı bir devlet anadolu lisesinde rehber öğretmen olarak görev yapıyorum, rehber öğretmen olarak emekli olmak kariyer hedefim. öğrencilere kariyer belirleme ve sınavlar konusunda yardımcı olmaya çalışıyorum. bir erkek ve bir kız babasıyım
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.