Seçkinci eğitim ve sınav sistemi

Rehberlik Servisi
760 Görüntüleme - Aralık 27, 2017
Sponsor Bağlantılar
Örnek Resim

 

Seçkinci Eğitim ve Sınav Sistemi

“Eğitim nedir?” sorusu ile başlayabiliriz. Bireyde yaşantı yoluyla istendik davranış değişikliği yaratma sürecidir. Bunu hep söyledik, dinledik, başka? Eğitim Platon’a göre ruhsal bir yükseliş, Aristo’ya göre tamamlanma süreci, Rousseau’ya göre doğaya ve doğasına hazırlanma, Cicero’ göre insanlaşma sürecidir.

Eğitim sosyolojisi, psikolojisi, felsefesi gibi konulara girmeden eğitim sistemini kurgularken yaptıklarımız ve sonuçları üzerinden gidelim. Eğitim sistemi dediğimizde ya da eğitim sistemi yine değişti dediğimizde aklımıza gelen 2-3 şey var. Sınav sistemi, not sistemi, ders programı. Peki Sistem bunlardan mı oluşuyor? Bu sistem işlevini yitirdi dediğimizde sadece müfredat ve sınav sistemini değiştirerek reform yapabilir miyiz? Yoksa reform yapıyoruz da insanlar sadece sınav ve müfredat kısmını mı görüyor?

Türk Eğitim Sistemi en başından beri “Seçkinci Eğitimi” model olarak benimsedi. Bu Seçkinci eğitim modeli Enderun’dan öğretmen okullarına, fen liselerine kadar eğitimin insanlara ulaştırılmasın zor olduğu, imkânsızlıkların fazla olduğu dönemlerde devletin çok işine yarayan işlevsel bir modeldi. Ama kitlesel eğitime geçtikçe, eğitim önce 8 sonra 12 yıl zorunlu hale gelince, TC vatandaşı herkes okullaştığında seçkinci eğitim, özel okullar derken, sınav sistemi vs. işler karışmaya başladı.

Yaşı 30’un üstünde olanlar hatırlarlar eskiden Anadolu Lisesi, fen liseleri vardı ve bu okulların sayısı azdı, bu sınavlara kimin gireceğine de genelde öğretmenler karar verir daha seçim sınava girmeden başlardı. Hatta herkes kendi ilindeki Anadolu liselerini seçebilirdi çünkü sadece fen, öğretmen ve imam hatip liseleri yatılıydı. Sınava giren az sayıda öğrenci bu okullara girer geri kalanları lise ve meslek liselerine giderlerdi. Sonra liseler önce düz lise, sonra süper lise, sonra Anadolu lisesi oldular. Eğitim en son 90larda seçkinci olabildi ve belki de 8 yıllık kesintisiz eğitimle beraber bu modelden vazgeçilmeliydi.

Herkes okumaya başlayınca herkes talebe olmanın bir gereği olarak talip olmaya başladı. Talebe talep edince, talipli sayısı artınca sınavlar ciddileşmeye, sayı arttıkça stres artmaya başladı. Bu sefer modeli değiştirmeyip sistemin içinde dönüp durmaya başladık, sınavların adı değişiyordu, belki biraz kapsamı değişiyordu ama yarattığı etki değişmiyordu.

Son 5 yıl içinde Eğitim Sistemi Aktörlerinin modeli de değiştirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Okullar önce Anadolu Lisesi oldu sonra yine Düz lise oldular. Şimdi sınav sadece okulların %5i için yapılacak isteyen gireceği bir şekilde yapılandırıldı. Aslında okulların fiziksel olarak durumu iyileştirildi. Öğretmen niteliği de artıyor. Şu durumda sadece küçük bir seçkinci eğitim modeli ile bir kısmı ayrıştırıp geri kalanları aynı eğitime tabi tutmak okulların ve öğrencilerin genel olarak başarılarını arttıracaktır. Okullar arasında iyi kötü okul diyerek tabakalar oluşturmanın işimize yarar bir hali yoktu. Zaten 450 puanla öğrenci alan okulla 350 puanla öğrenci alan okulun genel olarak bina ve öğretmen kalitesi bakımından farkı yoktu. Farkı, öğrenciler oluşturuyordu ve bu hali de zaten sakıncalıydı. Neden? Çünkü her kitle normal dağılım gösterir. 450puan alarak yerleşen öğrencilerin gittiği yerde de öğrenciler kendi içinde başarılı başarısız orta, takdir alan alamayan,davranış problemi olan, uyumlu vs diye ayrışıyordu. Ortaokulda hepsi takdir alan öğrenciler bir araya geldiklerinde lisede hepsi birden takdir alamıyorlardı. Lisede bu ayrıma gitmek eğitimin başarısını orta öğretimde keskin bir biçimde düşürüyordu.

Meslek liseleri zaten vazgeçilmiş çocuklar, düşük puanları okullardakiler puanı ancak buraya yetmiş mutsuzlar, özel liselerdekiler rahat rahat okuyayım ders geçeyim yeterciler, “nitelikli” okullardakiler başarınızı devam ettirmelisiniz, rakipleriniz çoktan birinci tekrarı bitirdi baskısıyla sürekli yarıştırılan çocuklar olarak ayrıştılar kabaca. İrfan ERDOĞAN Hocam’ın dediği gibi Anadolu liseleri tamamen kapatılmalıdır ve liselere dönüştürülmelidir kısmı tamamlandı sanırım. Seçkinci Eğitim den vazgeçecek miyiz? Şu an ki oranında altında belki %2-3 lük okullar hala seçkinci olmaya devam edebilir. Çünkü zaten toplumun içinde farklı gelişen ve farklı eğitime tabi olma hakkı olan grubun oranı ancak o kadardır. Diğerleri başarılarına göre değil ilgi ve yeteneklerine göre ayrışırlarsa (temel lise ve meslek liseleri olarak) eğitimin modeli insanların ihtiyacına ve ülkenin geleceğine uygun olarak şekillenmeye başlayacaktır.

Eğitimin aktörleri şuanda Anadolu liselerini kapatarak bu ayrımı ortadan kaldırmaya yönelik adım attılar. Dershaneleri kapatarak sınava hazırlanma baskısını da azaltmaya çalışıyorlar. Yeni sistem oturduğunda sınavların taliplisi de azalmaya başlayacaktır. Merkezi sınavların akademik bilgi bakımından ağırlığını azalırken beceri bakımından ağırlığını artmaya başlıyor. Eğitim sistemi kendi içinde yeni müfredatı ile beceri ve değer eğitimine ağırlık veriyor.

Eğitim sistemi genel olarak olumsuz sistem denemeleri ile yıpranırken arada olumlu değişimler de oluyor. Peki zaten 20 yıl önce böyleydi döndük dolaştık aynı yere geldik. O zaman neden bu kadar çile çektik? Derseniz. Sorunun muhatabı eğitimin aktörleridir. Eğitim sistemi dediğimiz şey sistemli, programlı ve pek çok açıdan paralel eş zamanlı bir işleyişe sahip olmalıdır. Değişimleri sistemsel değil sadece problemler üzerinden yaparsanız planlama yapmış olmazsınız. Olsa olsa problem çözmeye çalışıyor olursunuz. Planlama ve problem çözme farklı bilişsel becerilerdir.

Planlama becerisi ulusal çapta beklide en düşük beceri alanlarımızdan birisi. Sebeplerden birisi bu olabilir. (başka bir yazının konusu olabilecek kadar derin bir mesele bu planlama becerisi)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sponsor Bağlantılar