Orhan Pamuk – Kırmızı Saçlı Kadın Kitap İncelemesi

Orhan Pamuk – Kırmızı Saçlı Kadın Kitap İncelemesi

Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın romanını okurken bir anda zihnime Psikanalist Alper Şahin’in “Gaddarlığı Ergenlik Bağlamında Düşünmek” makalesi geldi.

Yazının girişinde Antik Yunan’da tragedya üzerine yapılan bir çalışmaya değinilmişti: “Tragedyada yer alan toplumsal olanla kişisel olan arasındaki çatışma, bir yönüyle benlik ve üstbenlik arasındaki çatışmanın altbenliğin katkısıyla daha da derinleşmesinin bir alegorisidir. Dolayısıyla tragedya Herekleitos’un ünlü sözünde billurlaşır: ‘Kişilik, insanın talihidir, geleceğini belirler.’ Öyle ise tragedyayı insanın kişilik çatışmasının yansıma alanı olarak ele almak ruhsal alanı anlamayı kolaylaştırır.

Doğrudan aktardığım paragrafın Kırmızı Saçlı Kadın ile ne kadar ilgili olduğunu görmezden gelemezdim. Makale, okumak isteyenler için Bağlam Yayınlarının Psikanaliz Yazıları serisi 29.kitabında yer alıyor. Kitabın başkahramanı Cem’in çatışmaları, babasının/babalarının değişik şekillerde cezalandırılması, sonunda Cem’in bir baba olarak yaşadıkları tragedyalardan ne kadar bağımsız olabilir ki?

Bilmeyenler için kısaca kitapta sıklıkla söz edilen Oedipus’un ve Sührab’ın hikâyelerinden bahsederek devam etmek istiyorum. Bir şehrin kralı olan Laios’un oğlu Oedipus, henüz annesinin karnındayken annesi, kendisi hakkında bir rüya görüyor. Kehanete göre çocuk, ilerde babasını öldürecek ve annesi ile evlenip babasının tahtına oturacak. Oedipus, doğar doğmaz bir ormana terk ediliyor hikâyemizde. Kendisini bulan aile tarafından başka bir ülkede yetiştiriliyor. Büyüyüp, yetiştiği ülkede yabancılık çekince bir kâhine başvuruyor. Kâhinden babasını öldürüp annesiyle birlikte olacağı kehanetini öğrenince yetiştiği yurdu terk ediyor. Asıl memleketine geliyor ve bir köprüde bir ihtiyar ile kavga ediyor. Kavganın sonucunda galip gelen Oedipus oluyor fakat öldürdüğü kişi öz babası Laios. Ardından şehrin çözülemeyen sorunlarını da çözünce halkın sevgisini kazanıyor ve halk tarafından annesi ile evlendiriliyor. Yıllar sonra şehre bir veba musallat oluyor. Şehrin vebadan kurtulması için yıllar önce öldürülen kralın katilinin bulunması ve şehirden atılması gerekiyor. Öldürdüğü kişinin hem babası hem de şehrin kralı olduğunu bilmeyen Oedipus, hemen katilin bulunması için emir veriyor. Katilin kendisi olduğunu anlayan Oedipus kendini kör ediyor ve başka bir yere gidiyor.

Diğer hikâyemizde ise Rüstem bir gün avlanmaya çıkıyor. Fakat önce yolunu sonra da gece uyurken atını kaybediyor. Atını bulmaya çalışırken düşman topraklarına yani Turan’a giriyor. Yorulmaz ve ünlü savaşçı Rüstem o gece şahın kızıyla birlikte oluyor ve doğacak çocuğuna hatıra olarak bir bileklik bırakıyor. Sührab adı verilen çocuk büyüyüp de babasının Rüstem olduğunu öğrenince onu bulmak için yola çıkıyor. Türlü oyunlardan sonra Rüstem ve Sührab savaş sahnesinde karşı karşıya geliyor ve Rüstem, öz oğlunu oğlu olduğunu bilmeden öldürüyor.

İşte romanımız da sık sık bu iki halk öyküsü ile harmanlanarak ve zaman zaman okuyucuya halk hikâyelerinin değişik yerlerinden izler bırakarak ilerliyor. Daha önce Cevdet Bey ve Oğulları kitabında değinilen baba-oğul ilişkileri, bu kez çok daha cesurca okura sunuluyor. Kitaba dönersek Mahmut Usta, Cem’in onu bırakıp giden babasının yerine baba figürünü tamamlamıştır diyebiliriz. Hatta o kadar tamamlamıştır ki Cem’in zaman zaman babasına olan öfkesini ustasına yansıttığını görebiliyoruz. Önce, oğulun babayı öldürdüğü Oedipus tragedyasını anlatıp onu rahatsız eden Cem, sonra hemen hemen annesi yaşında bir kadınla birlikte olurken bilmeden de olsa Mahmut ustadan ve babasından intikam almış; kuyuda bıraktığı ustası için pişmanlık duysa da saldırganlığını ifade edişi ile tragedyayı tamamlamıştır.

Öte yandan o, Cem’in gerçek babası olmadığı için bir kadın için gerçek bir rekabete girmelerinde sakınca yoktur. Cem, aynı tiyatroyu izlemiş olmalarından rahatsız olmuş -çünkü tiyatroda oğlunu öldüren baba canlandırılmakta- ve Kırmızı Saçlı Kadın’a tek başına sahip olmak istemektedir. İşte bütün bunlar yazının başında bahsettiğim ikircikli duygularla baş başa bırakmaktadır bizi.

Cem’in kuyudan kazandığı parayla dershaneye gitmesi ve mühendis olması, sonra da inşaat işiyle ilgilenmesi; kuyunun dibinde bıraktığı Mahmut Usta ile ne kadar ilgilidir? Acaba içindeki ketlenmiş dürtüleri başka ama çok da başka olmayan bir alanla yüceltip bununla başa çıkmaya mı çalışmıştır?

Cem’in ustası için duyduğu suçluluk duygusu ama yine de onu birinin kurtardığını düşünüp rahatlamaya çalışması, rüyalarında sürekli onu görmesi; yıllar sonra o kasabaya geri dönmesine ve tekinsiz hatıralarını aydınlatmaya çalışmasına neden olmuştur. Gördüğü tüm baba-oğul ilişkilerine Oedipus-Rüstem karşılaştırmaları yapması da içinde çözemediği baba-oğul meselelerinin devam ettiğini okuyucuya göstermektedir.

Cem’in zaman zaman yaptığı işlerde gerçek babasının ne diyeceğini düşünmesi ama yine de işine 4 elle sarılması yine baba ve oğul ilişkisine gönderme yaparken belki de babasının ona neyi yapıp neyi yapmayacağını söylemesine hala ihtiyacı olan diğer Cem’i de selamlamaktadır. Kendisinin babasıyla yaşadığı sorunları, fikir uyuşmazlıklarını yıllar sonra kendi oğluyla –henüz tanımadan- yaşaması, kitabın kendi içinde sıkı sıkıya tuttuğu baba-oğul zincirinin devamı gibidir.

Son sahneye yaklaşırken Cem’in de Rüstem gibi kendi oğlunu tanımaması artan gerilime farklı bir yorum katmaktadır. Final sahnesindeki bilinmezlik; yüzyıllardır üzerine efsaneler söylenen, kitaplar yazılan, tragedyalara konu olan baba-oğul savaşının galibini yine bize sunmamaktadır. Acaba bu sahne Oedipus gibi bir tragedya mıdır, yoksa Firdevsi’nin Sührab’ı mı?

“Çok eskiden işlenmiş bir suçun izlerini nasıl bulabiliriz?” –Sophokles,Kral Oedipus.

YAZAR BİLGİSİ
Maltepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünden 2016 yılında mezun oldum. Yine aynı üniversitede Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik üzerine yüksek lisans çalışmalarıma devam ediyorum. Üniversitede 1 yıl Pdr kulübü yönetim kurulunda görev aldım. Eğitimim boyunca ve sonrasında Çocuk Psikanalizinde Yorum, Öğrenme İlişkileri ve Psikodrama gibi bir çok konuda eğitimlere katıldım. 2013 yılından bu yana uluslararası bir dernek olan “Make a Wish” in Türkiye kısmında gönüllüyüm. Çeşitli kurumlarda ergenlerle, ve okul öncesi çocuklarla çalıştım. Hâlâ özel bir ortaokulda ergenlerle çalışmaktayım. Aynı zamanda da bir gazete için köşe yazıları yazıyorum.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.