Seçim İllüzyonu: “Ehliyet” Sahibi Olmak mı, Yoksa Gerçekten “Özgür” Olmak mı?

Seçim İllüzyonu: “Ehliyet” Sahibi Olmak mı, Yoksa Gerçekten “Özgür” Olmak mı?

Günümüz dünyasında kendimizi ne kadar “özgür” hissediyoruz? Sabah uyandığımızda hangi kahveyi içeceğimizi seçebilmek, saçımızı istediğimiz renge boyatabilmek, mağaza raflarından dilediğimiz ayakkabıyı sepetimize eklemek ya da sosyal medyada dilediğimiz fikri paylaşabilmek bizi gerçekten özgür kılar mı?

Modern tüketim toplumu bize her gün binlerce seçenek sunuyor ve bu seçenek bolluğunu “bireysel özgürlük” olarak ambalajlıyor. Ancak felsefenin derin sularına indiğimizde, karşımıza sarsıcı bir gerçek çıkıyor: Bizler özgür değiliz; sadece genişletilmiş bir “ehliyet” dairesi içinde koşturup duran tektipleşmiş özneleriz.

Felsefeci Carl Rosenkranz’ın Çirkinliğin Estetiği üzerine yapılan bir tartışmada, tam da bu yanılsamanın perdesi aralanıyor. Gelin, günlük hayatta dilimize pelesenk ettiğimiz “özgürlük” kavramının felsefi arka planındaki o ince ama devasa ayrımı birlikte inceleyelim.

1. Ehliyet (License/Capacity) vs. Özgürlük (Liberty/Freedom)

Felsefe tarihinde Thomas Hobbes ve John Locke gibi düşünürlerin çerçevesini çizdiği, bugün ise neoliberal sistemin tepe tepe kullandığı bir kavram var: Ehliyet.

Günlük hayatta “özgürlük” sandığımız şey aslında tam olarak bu ehliyettir. Yani; fiziksel veya yasal bir engelle karşılaşmadan seçim yapabilme gücü. Saçınızı maviye boyatabilirsiniz, çünkü buna ehliyetiniz vardır. İstediğiniz telefonu satın alabilirsiniz, çünkü sistem size bu seçme hakkını tanımıştır.

Ancak bu durum gerçek bir özgürlük değildir. Neden mi? Çünkü bu kararlar, bizim insan olma özümüze dair hiçbir şey katmaz. İstediği kahveyi (latte mi, macchiato mu?) seçen modern insan, günün sonunda herkesle aynı kahveyi içer, aynı kıyafetleri giyer ve aynı telefonları kullanır. Seçenekler deryasında yüzerken, aslında herkesle aynılaşır. Buradaki özgürlük, sınırları başkaları tarafından çizilmiş bir oyun parkında hangi oyuncağa bineceğine karar vermekten ibarettir.

2. Hegel ve “Öz-Belirlenim” Olarak Özgürlük

Peki, gerçek özgürlük nedir? Bu sorunun cevabı için Alman idealizminin zirvesi olan G.W.F. Hegel’e kulak kabartmamız gerekiyor.

Hegel’e göre özgürlük, sadece “seçim yapabilmek” değil, öz-belirlenimdir (self-determination). Yani, insanın kendi özünü (esansını) keşfetmesi, o özü olgunlaştırması ve dünyada tezahür ettirmesidir.

Gerçekten özgür olan insan, başkalarının sunduğu şıklar arasından en az zararlısını seçen değil; kendi insan olma potansiyelini, otantik varoluşunu gerçekleştirebilen insandır. Bu bağlamda özgürlük, bir tamamlanma ve olgunlaşma sürecidir. Kendi sınırlarını aşarak kendi yasasını koyabilmektir.

3. İsmet Özel’in Kelime Oyunu: “Özün Gürleşmesi”

Bu felsefi tanımı Türkçenin dehasıyla buluşturan şair İsmet Özel, harika bir etimolojik yaklaşımla meseleyi özetler:

“Özgürlük, özün gürleşmesidir.”

Buradaki “gürleşme” imgesi, tıpkı gür akan bir nehir veya gürleşen bir toprak gibi, insanın içindeki o saf özün fışkırmasını, kuvvetlenmesini ve kendi mecrasını bulmasını anlatır. Eğer yaptığınız seçimler sizin “özünüzü gürleştirmiyorsa”, yani sizi kendiniz yapmıyorsa; o seçim sadece bir arazdır, geçici bir hevestir, sistemin size sunduğu bir ehliyettir.

4. Özgürlük ve Estetik Bağlantısı

Peki, tüm bunların estetikle ve güzellikle ne ilgisi var?

Hegelyen estetiğe göre, güzel olan şey, kendi özünü eksiksiz bir şekilde dışa vurabilen ve özgürleşen şeydir. Kendi varoluş amacını gerçekleştiren bir canlı, bir nesne veya bir sanat eseri gözümüze güzel görünür.

Bunun tam zıttı olarak, zihnin bedene hükmedemediği, özün kendisini gerçekleştirmekten aciz kaldığı anlarda ise çirkinlik baş gösterir. Örneğin Rembrandt’ın o meşhur Ganymede’in Kaçırılışı tablosunda, kartalın pençelerindeki bebeğin korkudan çişini yapması tam bir çirkinlik (ve acziyet) anıdır. Çünkü orada beden, zihni dinlemez; özgürlük ve öz-belirlenim tamamen ortadan kalkmıştır. Beden büzüşür, kontrolü kaybeder ve özgürlüğün yokluğu çirkinliği doğurur.

Son Söz: Menüden Seçim Yapmayı Bırakmak

Modern dünya bize devasa bir menü uzatıyor ve “Ne istersen seç, özgürsün!” diyor. Oysa gerçek özgürlük menüden bir yemek seçmek değil, masadan kalkıp kendi mutfağını kurabilmektir.

Bir dahaki sefere bir tüketim kararı alırken veya kendinizi “özgürce” bir şeyler seçerken bulduğunuzda kendinize şu soruyu sorun:

Şu an sadece bana verilen ehliyeti mi kullanıyorum, yoksa özümü gürleştirecek o gerçek özgürlüğe doğru bir adım mı atıyorum?

YAZAR BİLGİSİ
Psikolojik danışman ve rehber öğretmen 2004 erzurum pdr mezunu 2007 bahçeşehir üniversitesi eğitim yönetimi yüksek lisans çeşitli özel ve kamu kurumlarında (dershane, üniversite, ilkokul, ortaokul, lise, meslek lisesi) rehber öğretmen olarak çalıştım halen sınavlı bir devlet anadolu lisesinde rehber öğretmen olarak görev yapıyorum, rehber öğretmen olarak emekli olmak kariyer hedefim. öğrencilere kariyer belirleme ve sınavlar konusunda yardımcı olmaya çalışıyorum. bir erkek ve bir kız babasıyım
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.