Ailedeki sorunlar ve yaklaşımlarımız

Rehberlik Servisi
1.110 Görüntüleme - Mart 28, 2017
Sponsor Bağlantılar
Örnek Resim


AİLEDEKİ SORUNLAR VE YAKLAŞIMLARIMIZ

Bu sitede genel olarak uzman, öğretmen olan ve mesleğini icra eden meslektaşların yazılarını okuyoruz. Ben ise şu an 4. sınıf PDR öğrencisiyim. Burada; ileride üzerinde çalışmayı, faydalı olmayı amaçladığım ve gerçekten toplumun en mühim en acele çözüm bekleyen  konularının birinden bahsetmek istiyorum. O da aile. Aile içi şiddet, çocukların doğru eğitilememesi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sorunlar, eşler arası duygusal sorunlar vs. gibi birçok sorunla karşı karşıyayız. Burada da bizlere hakikaten yerine getirilmesi gereken çok büyük sorumluluklar düşüyor. Bunun için elbette akademik olarak belli bir seviyede olmamız gerekiyor. Bununla birlikte sorunlara yaklaşım tarzımızın önemi de göz ardı edilmemeli. Yani, sorunlar karşımıza geldiğinde ideolojik ya da nefsi/kişisel/duygusal kaygılardan sıyrılıp objektif hakkaniyetli değerlendirmeler yapılmalıdır.

Bu söylediğimin daha anlaşılır olması için şu örneği vermek istiyorum. Bugün ‘maalesef’ bir kadına şiddet sorunu karşımızda yadsınamaz şekilde duruyor. Kadına şiddeti, hiçbir şekilde tasvip etmiyoruz. Bu konuda kimse ön yargılı yaklaşmamalı. Ancak  karşımıza çıkan bir olayda eşlere yaklaşımımız direkt ve tek olarak ‘darb edilmiş, haksızlığa uğramış, masum bir kadın ve haksız, suçlu, kendi cinsinden utanması gereken ve belki de ölmesi gereken bir erkek’ gibi olmamalıdır. Bu genelleyici bakış açısı sağduyudan uzak ve her zaman  da adil olmayan sonuçlar doğurabilir.

Bundan başka da toplumsal olarak kadının erkeğe bakışını ‘potansiyel  düşman’ ve erkeği de kendi cinsine düşman eder. Ki bugün kendini  erkek olduğu için beğenmeyen, erkekliğini utanılası sayan erkekler yok değil. Kadınlara gelince onların bir kısmında da bugün (üzücü bir şekilde) erkeklere karşı bir ön yargı, kaba, şiddete meyyal bir cins tanımı yer alıyor. Burada nihai hedefimiz mikro düzeyde aileyi, sonra da toplumu daha yaşanılır bir hale getirmek. Ancak bu ötekileştiren, öfke yüklü tavırlar belki nefsimize/egomuza hoş gelebilir ancak aileye ve topluma pek bir şey kazandırmaz diye düşünüyorum.

Bugün, erkeğin ve kadının birbirine sadece cinsel anlamda ihtiyacı olduğu ve bundan başka hiçbir şekilde karşılıklı bir ilişkiye iki tarafın da ihtiyacı olmadığı düşüncesi popülerliğini koruyor. Oysa bu görüşün ne kadar da sağlıklı ve temelli olduğu tartışılır. Öyle ki Nevzat TARHAN Kadın Psikolojisi kitabında bu görüşü şöyle eleştiriyor. ‘kadına, erkeğe sadece cinsellik için ihtiyacın var’ denilerek onun aşık olma duygusunun yok edildiğini söyleyebiliriz.’ (sy:294) . Bu durum erkek için de geçerli. Yani cinsler ister evli ister bekar olsunlar birbirlerine karşı birer tamamlayıcı olduklarının farkında, bilincinde olmalıdırlar.

Yukarıda aile ve eşlerden bahsettiğimiz şeylerin özeti olarak: Bugün daha güzel, psikolojik olarak sağlıklı bir toplum istiyorsak bu, ailenin korunması ve eşlerin birbirleri ile ilişkilerinin insanın yaratılış kodlarına uygun şekilde düzenlenmesi ile olacaktır. Bu da dolaylı olarak her iki cinsin evvela kendi ve sonra da karşı cinsin özelliklerini tanımasından geçer. İlk paragrafa bağlayarak bitiriyorum. Her iki cinsin de özelliklerini bilmek biz danışman ve adaylarına ilk olarak kendi hayatımızda farkındalık kazanmayı daha sonra da ailelere yardım sağlama gücümüzü artıracağı kanaatindeyim. Bu sayede ön yargılardan, inanılan ideolojilerden hareketle (kadın ya da erkek) sürekli bir cinsi ezmek, diğerini yüceltmek yerine analiz edilmiş, hakkaniyetli kararlar almak mümkün olacaktır. Ve bunun sonucunda cinslerin, birbirinden tecrit edilmekle kurtuluşu aramak yerine aile kurumumuz daha da güçlü kalacaktır diye ümit ediyorum.

 

 

Ali ALP
4. Sınıf PDR öğrencisi
alp_ali1996@hotmail.com

Sponsor Bağlantılar

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sponsor Bağlantılar