Babanın Gölgesinde Yaşamak: Neden Çekilmeyi Bilmek Bir Erdemdir?
Mitoloji sadece eski çağ insanlarının masalları değildir; bugünkü davranış kalıplarımızın, toplumsal kodlarımızın ve bilinçaltımızın en şeffaf aynasıdır.
İnsanlık tarihinin iki büyük coğrafyasına baktığımızda, babalar ve oğullar arasındaki ilişki temelden iki farklı yöne ayrılır:
-
Batı Mitolojisi (Ödipus): Oğul, kendi varlığını kanıtlamak ve hayata devam edebilmek için babayı simgesel/metaforik olarak öldürür. İktidar el değiştirir, yeni nesil kendi dünyasını kurar.
-
Doğu Edebiyatı (Şehname): Savaş meydanında baba oğulla karşı karşıya gelir ve baba oğlunu öldürür. Otorite, kendi yerini yeni gelene bırakmayı reddeder; oğlun büyümesine ve dönüştürmesine izin vermez.
Bu iki farklı mitolojik kök, bugün Doğu ve Batı toplumlarının kurumsallaşma, devir teslim ve nesiller arası ilişki biçimini derinden etkilemeye devam ediyor.
Göcek’teki Teknede 40 Yaşındaki “Oğlanlar”
Bugün Türkiye’deki aile şirketlerine veya geleneksel yapılara baktığımızda “Şehname” kurgusunun hâlâ canlı bir şekilde yaşandığını görürüz.
Babalar, yetiştirdikleri 40-50 yaşına gelmiş yetkin çocuklarına “Artık şirketi sana devrettim” derler. Ancak pazar günü Göcek’teki tekneden bir telefon açıp alınan kararları iptal ederler. Kâğıt üzerinde yönetimi devretmiş görünen baba, aslında iktidarı bırakmaya yanaşmaz. Oğula alan açmaz, onun kendi hatalarını yaparak olgunlaşmasına imkân tanımaz.
Metaforik anlamda “oğulun doğmasına” izin verilmez; çünkü babanın çekilmesi, kendi ölümlülüğüyle ve iktidarsızlığıyla yüzleşmesi anlamına gelecektir.
“Oğullar Değil, Babalar Çekilmeyi Bilmeli”
Edebiyatta sıklıkla “Oğullar oğulluktan yavaşça çekilmeyi bilmeli” dizesine atıf yapılır. Oysa meselenin özü bunun tam tersidir: Babalar, babalıktan yavaşça çekilmeyi bilmelidir.
Çünkü bir oğulun oğulluktan çekilememesinin ana sebebi, babanın onun üzerindeki gölgeyi kaldırmamış olmasıdır. Babanın simgesel olarak sahneden çekilmesi, bir terk ediş değil; tam aksine bir büyüme olanağıdır. Babanın çekildiği yerde oğul, kendi sorumluluklarıyla yüzleşir, kararlarının arkasında durmayı öğrenir ve gerçek anlamda yetişkinleşir.
Bırakabilmek: En Büyük Olgunluk
Çekilmek veya bir işi, yetkiyi, rolü bırakmak bir “kayıp” değildir.
-
Bir babanın evladına alan açması,
-
Bir yöneticinin genç meslektaşına koltuğunu devretmesi,
-
Bir liderin zamanı geldiğinde onuruyla kenara çekilmeyi bilmesi…
Tüm bunlar, kurumların ve insan ilişkilerinin taze ve canlı kalmasını sağlayan yegâne mekanizmadır. Kendinden sonra gelenin yeşermesine izin vermeyen her otorite, aslında kendi mirasını da kurutmaya mahkûmdur.
Kendi varlığımızın devamı, arkamızda bıraktığımız gölgenin büyüklüğüyle değil; biz çekildikten sonra yetişenlerin kendi güneşiyle nasıl parladığıyla ölçülür.